|
|
MOSKOVA YAZILARI
Gurbette yaşamanın çok ama çok zor olduğunu anlatıp duruyoruz hepimiz. Sevdiklerimiz yanımızda değil, evlerimiz ve eşyalarımız geçici, havasını ve suyunu sevdiğimiz ülkemiz bizden uzakta.. Yabancı bir ülkede olmanın binbir türlü zorluklarını sıralayabiliriz. Bir de işin farklı yönü var aslında; gurbette yaşamak bazı açılardan bir çok avantaj barındırmakta. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Bugün 23 Nisan, neşe dolabiliyor mu acaba insan?
Açlık, doğal felaketler, çaresiz hastalıklar, yoksulluk, suç, küresel ısınma... Sübyancılar ve çocuk tecavüzcüleri yetmezmiş gibi şimdi bir de bebek tecavüzcüleri... Çocuk işçi çalıştıranlar... |
|
Devamını oku...
|
|
Çoğumuz küçüklüğümüzü tatlı tebbessümlerle anarız. Dertsiz, tasasız, korunaklı bir şekilde, işimizin gücümüzün oyun olduğu yaşlarımız... Yürümek yerine neden koşar çocuklar ya da niye uyumak hep eziyettir onlar için, hiç düşündünüz mü? |
|
Devamını oku...
|
|
|
Geçtiğimiz yıl Mayıs ayı civarıydı. Ev sahibi arayıp kızım evleniyor dedi. Sanırım bu bizdeki “Oğlum Almanya’dan geliyor” ile eş değer bir cümle. Çünkü kimi duysam hep kızı evlendiği için. Oğlu evlenen ev sahibi yok mudur? Yine de ben Moskova’da oldukça şanslı sayılanlardanım. Yani ev konusunda... Zira 10 yıllık Moskova hayatımda sadece 3 defa taşındım. Bir memur kızı olarak hiç fena değil. Alışığım ben paket yapmaya... Hele ki Moskova’da neredeyse her yıl taşınmak zorunda kalan arkadaşları gördükçe şansıma dua ettiğimi itiraf etmeliyim. |
|
Devamını oku...
|
|
Bazen felaketler hiç beklenmedik şekillerde zuhur edip, yerini güzelliklere bırakabiliyor. Hani hep deriz ya kendimizi avutmak için, her şerde bir hayır vardır, diye.. İnsana inanılmaz bir dayanma gücü ve devam edebilme motivasyonu sağlıyor bu inanç. Hatta dillendirmek gerekirse, mutluluktan daha çok üzüntüler huzur verebiliyor insana; çünkü mutluluk, elden yiteceğine dair korkular barındırırken ve de hiç bitmemesini istediğimiz halde biteceğinden eminken biz, üzüntülere de inanılmaz bir teselli oluyor aynı mantık. Üzüntü elbet geçecek ve yerini ferah duygulara bırakacak demek gelir içimizden. Aynen dediği gibi türkünün: Ne de olsa kışın sonu bahardır, bu da gelir, bu da geçer, ağlama.. |
|
Devamını oku...
|
|
Hepinize!.. İşte ölüyorum. Kimseyi suçlamayın bundan ötürü. Hele dedikodudan, unutmayın ki, merhum nefret ederdi. Anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım! Bağışlayın beni. İş değil bu, biliyorum (kimseye de öğütlemem), ama benim için başka bir çıkar yol kalmamıştı. Lili, beni sev. Hükümet Yoldaş! Ailem; Lili Brik, anam, kız kardeşlerim ve Veronika Vitoldovna Polonkaya’dan ibarettir. Yaşamlarını sağlarsan, ne mutlu bana... Bitmemiş şiirleri Brik’lere verin, ne lazımsa onlar yapar. “Bir varmış bir yokmuş” derler hani: Aşkın küçük sandalı hayat ırmağının akıntısına kafa tutabilir mi! Dayanamayıp parçalandı işte sonunda... Acıları, mutsuzlukları, karşılıklı haksızlıkları, hatırlamaya bile değmez: Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle. Ve sizler mutlu olun yeter. |
|
Devamını oku...
|
|
Moskovada kaç Türk var bilinmez ama bilinen şu ki burada bulunan en azından büyük çoğunluktaki Türklerin birkaç sabit hayali vardır. Bu hayaller zaman içinde masaya yatırılır, üzerinde yazılır, çizilir ve ardındanaynen tozlu rafına geri kaldırılır. Her nedense bu üç hayalden birisi bile henüz tam anlamı ile gerçeğe dönüşmedi. Ama elbette umutlar hiç tükenmiyor. Bu üç hayal ne mi? Birincisi bir “Türk Okulu”nun Moskova’da açılması, ikincisi bir “Türk Kültür Merkezi”nin oluşturulması ve üçüncüsü ki aslında belki de en kolay gerçekleştirilebilecek olanı, bir Türk kitaplığının oluşturulması. |
|
Devamını oku...
|
|
Aslında düşününce çok esaslı bir karar memleketini, evini, işini vb bırakıp hiç bilmediğin, dilini anlamadığın bir yere gitmek. Cesaret ister... Demek ki bizler çok cesur insanlarız. En başta bunun için takdiri hak ediyoruz. Bir de bunun bayan olma kısmı var elbette. Sonuçta büyük bir çoğunluğumuz eşimize destek olmak, sadece ev hayatında değil iş hayatlarında da arkalarında olmak için kalktık geldik buralara. İyi de ettik mi? Kendi adıma çok iyi ettim... |
|
Devamını oku...
|
|
İnsanlar kötü olaylar karşısında sükunetlerini korumak ve yola devam etmek için güç bulabilmek adına ‘sağlık olsun’ derken, aslında tam olarak neyi kastettiklerini düşünmüyorlar bence. Gerçekten o an kaybettiklerine üzülmediklerinden değil elbette; ancak sağlıklı olunduğu takdirde sahip olduklarının tadını çıkartılabildiklerine olan inançları da yeterli cevap mı acaba.. Kısacası gerçekten hayatımızın en anlamlı cümlesi bu bana göre. |
|
Devamını oku...
|
|
|
22 Mart, aslında çoğumuz için pek de fazla önemi olan bir gün değil; doğum günü olanlar dışında! Ama 22 Mart, dünyamız için oldukça önemli bir gün, çünkü geçtiğimiz Cumartesi, Dünya Su Günü’ydü. Birleşmiş Milletler Asamblesi tarafından 1993 yılında başlatılan çalışmalarla ilk kez, dünya su rezervleri, içme suyu problemleri gibi konular uluslararası bir çerçevede ele alınmaya başlanıyor. Ve devletlerin belirli bir su politikası izleyerek uluslararası kuruluşlarla yapılacak ortak çalışmalarda rezervlerin en iyi şekilde korunması ve kullanılması amaçlanıyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Günlerden Cuma, gecenin ikisi. Haftanın bütün yorgunluğu ve uykusuzluğu vücudumuzda ve gözlerimizde. Kendimizi bir an evvel eve atmak için Moskova sokaklarında hızlıca ilerlemeye çalışıyoruz. Ama ne fayda, elinde o çok sevdikleri coplarıyla sevgili Rus polislerimiz hemen karşımızda bitiveriyor... Ve sonrası bildik hikaye: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Uzun zaman oldu kendimi didik didik edip kurcalamayalı, hesap kitap yapmayalı; neyi ne kadar doğru yaptığımı, nerde çuvalladığımı kendime itiraf etmeyeli..
İnsanın hayatında birçok iniş-çıkış, birçok dönemeç vardır. Bazen önemli bir karar arefesinde, önünde durduğumuz yol ayrımına bakakaldığımızda daha bir önem taşır geçmiş iç hesaplaşmalarımız. Zira kar-zarar hesabı yapmalıdır ki vicdan, bundan sonraki yola devam için gücümüz, cesaretimiz olsun. |
|
Devamını oku...
|
|
|
sosyal eğlencelerin en estetik olanı, hem de estetik unsuru içeren eğlencelerin en sosyali. Dans, yalnızca yaşamın bir yansıması değil, aynı zamanda yaşamın kendisinin bir yorumu gibidir sanki. Dans etmek; bazıları için insanı hayata bağlayan bir tutku, bazıları için de utangaçlığın, çekingenliğin kendini gösterdiği en üst nokta. Sanırım ben bu birinci insan grubunun içine giriyorum. Hani “kapı gıcırdıtısına oynar” deyimi var ya, tam benlik! |
|
Devamını oku...
|
|
Son çeyrek yüzyılda daha çok öne çıkan ‘özel günler’ kervanının belki de en gariban kalanıdır Dünya Kadınlar Günü. Çoğu ülkede bilinmez. Türkiye’de olduğu gibi, bazı ülkelerde ‘sözde’ önem verilir ve paneller, mitingler, özel televizyon programları vs. düzenlenerek kutlanır. Rusya gibi bazı ülkelerde de tatil ilan edilir, içilir, şarkılar söylenir, havai fişekler atılarak coşkuyla yaşanır. Peki bu günü diğerlerinden farklı kılan nedir? |
|
Devamını oku...
|
|
|
Tren durağının yanında yaşlı bir kadın satıcı var. Kışın en soğuk günleri de dahil her gün olduğu gibi, bugün de elinde yün eldiveni, ısınmak için sağa sola gidip gelerek, kendi kendine konuşarak, salatalık ve lahana turşusu satıyor. Her yanından geçişimde, bu denli yaşlı bir kadının, evinde huzur içinde oturması gerekirken bu durumda oluşuna içim gidiyor. Bugün onun için de bayram (mı?). Sonat Kerem’in yazısı: |
|
Devamını oku...
|
|
Moskova gezginlerinden, konuk yazarımız Tülin Dirik Yet, başkentin ilgi çekici mekanlarından birini sizler için kaleme aldı: Soğuk kış günlerinde sığınabileceğiniz, kendinizi evinizde gibi hissedebileceğiniz bir cafe’dir Kvartira 44. Soviet tarzı, ikinci el mobilyalarla döşenmiş, çiçekli duvar kağıtlarında asılı duran, kitaplarla dolu rafları ile kendinizi rahat ve sıcak bir ortamda bulursunuz. |
|
Devamını oku...
|
|
|
8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşınca hemen başlarız, kadınların hakları, erkeklerin yaptıkları, yapamadıklarımız, yapmak zorunda kaldıklarımız… Her nedense aydın kesimin sevgili bayanları Mart ayının başında hep bir elden sanki anlaşmış gibi feminist kesiliverirler dünyanın başına.
Dünya Kadınlar Günü neymiş, nereden çıkmış, kim çıkarmış, hangi ülkede çıkmış aynı nutuklar, aynı sözler gazetlerde, dergilerde ve elbette tüm kadınların dilinde. |
|
Devamını oku...
|
|
Uzun zamandır kalbimin katılaştığını, eskisi kadar hassas, kırılgan, sulugözlü olmadığımı farketmeye başlamıştım. Gençken insan herşeyi gerçek, herkesi kendi gibi, her söyleneni doğru sanır ya hani, ve zamanla törpülenir ya kalbi; alınan darbeler, geçirilen acı deneyimler ve açılan yanlış kapılarla. Her yeni üzüntü ruhumu usul usul kemirirken, kalbimin içi oyuk, asırlık bir çınar gibi boşlukla kaplandı zaman içinde; ve ben bunu büyümek, olgunlaşmak, hayatı tanımak gibi yalanlarla adlandırdım teselli olsun diye.. |
|
Devamını oku...
|
|
|
“Yolunuz Moskova’ya düşerse Kızıl Meydan’ın, Lenin Mozolesi’nin ve Bolşoy Tiyatrosu’nun yanısıra ‘ulusal gururumuz’ McDonald’s’ları da gezmeyi ihmal etmeyin. .... Hatta Moskova’daki McDonald’s’ların hamburgerleri diğer birçok Avrupa ülkesindekilerden daha lezzetli, fiyatlar da Avrupa’ya göre çok daha ucuz”. |
|
Devamını oku...
|
|
|
“Oh! Canıma değsin ne demek anne? Canına değince ne oluyor? Ölüyor mu?”
Hadi buyrun buradan yakın... Hiç düşündünüz mü burada yetişen çocuklarımız ne kadar çok şeyden bihaber büyüyor? |
|
Devamını oku...
|
|
|
Rusya denince ilk akla gelen, sarışın, uzun ince bacaklı Rus kızlarıdır herhalde. Özellikle Türkiye’de yapılacak bir ankette – erkekler arasında tabii ki – en çok gitmek istenen ülke burası çıkar bence. Peki nereden geliyor bu kızların ünü ve ne kadar hakkını veriyorlar bu övgülerin? |
|
Devamını oku...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 41 Toplam: 104 |
|
|