|
|
MOSKOVA YAZILARI
1932 km geride neler bıraktım? Aile büyükleri, ailenin diğer üyeleri, bir ev, çoktan satılmış olan bir araba, beyaz eşyalar, mobilyalar, birçok arkadaş, hala görüşmeye devam ettiğimiz birkaç arkadaş, güzel yiyecekler, İstanbul trafiği, öğretmenlik hayatı... Listeyi uzatabilirim daha. Şimdi bir de şöyle düşünelim, 1932 km geride bırakıp da bıraktığıma üzüldüğüm neler var? Aile büyükleri ve diğer aile üyeleri, birkaç arkadaş. Araba çoktan satıldı, satılmamış olsaydı da eskiliğinden yakınacaktık, birkaç arkadaş dışındakiler bize gözden ırak olunca gönülden de ırak oldunuz mesajı çektiler, ev artık ailemizin büyüklüğünü düşününce yetmez durumda, içindeki eşyalar eskidiler, buradaki yemeklere alıştık, trafik derseniz en alası zaten burada var, öğretmenlik bitti ama başka meslek dallarına geçtik derken elde var ne? Hasretin yoğurdu hayatın gerçekleri... |
|
Devamını oku...
|
|
Uzun zamandır Kızıl Meydan eskisi kadar çarpmıyor beni; en müthiş güzellikler bile zamanla albenisini yitiriyor insanın gözünde ne yazık ki. Bazen bir yere giderken yanından geçtiğimde farkediyorum, aslında nerede yaşadığımı. Demek ki ben çoktan alışmışım burada olmaya; bir zamanlar sadece resim ve filmlerde gördüğüm bu büyülü, mistik şehirde yaşamaya. Öyleyse ben çoktan kendi şehrimden buraya transfer etmişim aklımı ve bedenimi. |
|
Devamını oku...
|
|
Moskova Uluslararası Kadınlar Kulübünün her kış, yeni yıl öncesi büyük bir kermesi oluyor. Pazartesi günü de yine kermesin yolları taştandı haliyle... Eh alışveriş olur da biz bayanları kim tutar? İlk zamanlar bu kermes bana otantik bazı eşyaları bulma fırsatıydı. Oldum olası ülkelere ait otantik şeylere bayılmışımdır. Eh bundan 7-8 yıl önce uygun fiyata bu tarz ürünleri burada bulmak çok zordu. Bu yüzden de asla aksatmadım bu kermesi. Üstelik kermesin amacı da alışveriş çılgınlığının edepsiz yüzünü bir parça da olsa gölgeliyordu. Evet biliyorum, bu bir bahane olamaz. Yardım amaçlı bile olsa alışveriş...alışveriştir işte... |
|
Devamını oku...
|
|
Moskova`da yaşayan ve benim tanıdığım kadınların hemen hepsi eş durumundan bu şehirdeler. Türkiye’de işleri, evleri, kırk yıllık arkadaşları, tanıdık manavları, kitapçı dükkanları olan ve buraya geldikten sonra da yeni ve zorlu bir hayata başlamak durumunda kalan cesur kadınlar hepsi de... Bu cesareti onlara sağlayan tek şey de AŞK bana kalırsa. Zira ancak çok kuvvetli duygular bir insanı köklerinden nazikçe koparıp başka topraklarda can bulmaya cesaret verebilir. Ve ancak aşk olabilir, uğruna bunca hayatın terkedildiği. |
|
Devamını oku...
|
|
|

Moskova'da yaşayan Necdet Karaçar, bu güzel öyküsünü MoskovaLife.Com okurları ile paylaşıyor. Moskova'dan İstanbul'a her daim hasreti ve özlem türküleri söyleyenlerdenseniz aman okurken yüreğinize dikkat edin!: "Boğaz’dayım, Yeniköy’de... Beykoz motorlarını seyrediyorum , bir meyhanenin penceresinden .Telaşla koşuşan yolcular birbir atlıyor güverteye . Bir adam-kaptan olacak- elleri cebinde ,ağzında sigara ,gergin ,belalı...Loş sokağı tarıyor gözleri.Tıraşı beş günlük , kasketi yan duruyor. Rakıdan bir yudum alıyorum, milyonuncu sigaramı yakıyorum. Aynada yakalıyorum kendimi; sol elim, iyice seyrekleşen saçlarımda on yedi yaşımı arıyor.Parmağımda yüzük yok;demek ki hala evlenmemişim.
|
|
Devamını oku...
|
|
Oğlumun rahatsızlığı nedeniyle bir süredir evden çıkamamıştım bir türlü. Bugün dışarıda biraz fazla kalınca, hava kararıp ışıklar yanınca, Moskova o tanıdık, ışıltılı yüzüyle içime tatlı bir sıcaklık yaydı. Aslında bir alışveriş merkezinde uzun süre dolanmış, ardından dışarı bile çıkmadan hemen alt geçittten metroya dalıvermiştim. Metrodan çıkıp da dolmuş durağına doğru yürürken başımı bir kaldırdım ki, Moskova pırıl pırıl ışıldıyor karanlıkta. Çünkü yeni yıla artık bir aydan az kaldı... |
|
Devamını oku...
|
|
|
(NE DEDİKLERİNE ALDIRMA, KENDİN OL)
Moskova sokaklarında yalnız dolaştığım ilk günlerde, kulağımdaki walkman’de Sezen Aksu çalıyordu. Metrodan çıkıp Kızıl Meydan’a doğru ilerlerken “küçüğüm, daha çok küçüğüm o yüzden bütün korkularım..” bana cesaret veriyordu. Tek başıma, etrafımdaki konuşmaların bir kelimesini bile anlamadan yürürken, bir cesaretle polaroid fotoğraf çeken yaşlı bir adamın yanına gidip “mojna foto” dedim. Sırtımı St. Basil Katedrali’ne dönüp son derece klişe bir fotoğraf çektirdim. Ve işte ben bir masal kitabının içinden çıkmış gibi duran renkli kubbeli yapıtın önünde gurur ve burukluk taşıyan bir gülümseme ile duruyordum. Tarih 13 Mart 2002. |
|
Devamını oku...
|
|
|
İşte bütün mesele bu!.. Moskova’ya geldiğimden beri eski mesleğim olan moda editörlüğü peşimi bırakmıyor. Buradan hala İstanbul’a yazı yetiştiriyor, haliyle gündemden kopmamak için de sürekli moda haftalarını takip ediyorum. Son bir kaç aydır, Moskova sokaklarında o açılış senin bu defile benim gezinirken sanırım kendimden bir moda kurbanı yarattım. Ünlü markaların yeni sezon vitrinleri, ardından Moskova Moda Haftası derken, içimdeki moda canavarı kış uykusundan uyandı. Ancak sonuç hiç de fena olmadı! Hepinize tavsiye ederim; oturduğunuz yerden kalkın; gardırobunuzda ve kendinizde baştan aşağı bir yeniliğe girişin! |
|
Devamını oku...
|
|
Günlerden Pazar, dışarıda buz gibi bir ayaz var. Rüzgar insanın içine işliyor sanki; ama Lujniki’de iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık var. Kapıların önünde sıra olmuş insanlar, içeri girip Enrique Iglesias’ı görmek için sabırsızlanıyorlar. Evet, aylardır beklenen; sokaklarda devamlı posterlerini gördüğümüz, radyolarda bangır bangır reklamlarının yapıldığı Enrique Iglesias, 25 Kasım Pazar akşamı Lujniki’de konser verdi, ne konserdi ama... |
|
Devamını oku...
|
|
|
Akşamüstü hava karamaya başlamış, ortalık işlerinden eve dönmeye çalışan insanlarla dolmuş. Otobüs duraklarında uzun sıralar oluşmuş, havada kar kokusu var. Belli ki ya bu gece, en geç yarın sabah kar bastıracak. Belki okuldan dönüyorum, belki de indirim zamanı alışverişe gitmişiz annemle, paketleri yüklenmişiz, eve dönmeye çalışıyoruz. Otobüs sırasına girmiş beklerken o tanıdık koku geliyor burnuma, kış aylarının en sevdiğim yiyeceklerinden birisi, kömürde kestane... |
|
Devamını oku...
|
|
|
Bugün MoskovaLife.Com ailesine yeni bir yazar katılıyor: Zeynep Kun. Birçoğumuz gibi "eş durumundan mecburi Moskovalı" ve meslekten gazeteci. Emin olun, onun katılımıyla sitemiz güçlenecek, yazıları ile Moskova'da hayatımız renklenecek. Zeynep Kun'u selamlıyor ve sizi ilk yazısıyla başbaşa bırakıyoruz: "Pek çok antika mağazası, eskici pazarları ve sokak tezgahlarıyla Moskova tam bir antika cenneti. Tarihi değeri olsun olmasın, eski objelere ilgi duyuyor ve evinizin bir köşesini kapı tokmağı, demir ütü gibi koleksiyonlarınız süslüyorsa bu şehirde alışverişi çok seveceksiniz!" |
|
Devamını oku...
|
|
|
Son zamanların en moda sosyalleşme platformu Facebook’tan, bir teknolojisever olarak uzun süre uzak kalmam pek mümkün olamadı. Hele ki çiçeği burnunda bir köşe yazarı olarak, aynı sayfaları paylaştığım arkadaşlarımın bu konulu yazılarından sonra benim de bu konuda ahkam kesmemem imkansız hale geldi. Facebook, türkçeye tam olarak çevrilirse ‘Yüz kitabı’, Harvard Üniversitesi öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından 4 Şubat 2004 tarihinde kurulan ve şu an itibariyle 53 milyonun üzerinde aktif kayıtlı üyesi bulunan internetin en büyük sosyal ağlardan biri. Facebook kurulduğunda üyelik Harvard öğrencileriyle sınırılıymış. Daha sonra öncelikle Boston bölgesindeki okullara, ertesi yıl da pekçok üniversiteye yayılmış. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yaşlanmak; belki de hepimizin çekindiği, korktuğu bir gerçeklik. Aynı doğmak ve büyümek gibi, o da hayatın ta kendisi. Ama asıl önemli olan yaşlandığında nasıl, nerde, kimlerle olacağın. Nasıl bir yaşlılığın seni beklediğini bilememek en büyük soru işareti belki de. Tüm gençlik yılları boyunca bunun için çalışırız, işten elimizi eteğimizi çekme yaşımız geldiğinde rahat bir şekilde yaşamamızı sağlayacak olanaklara sahip olabilmek için çalışırız. Peki ya bunu yapmak isteyip de yapamayanlar... |
|
Devamını oku...
|
|
|
Havalar soğuyup yerler buz tutunca ve Moskova kar rengiyle boyanınca aklıma hep bu anım gelir. Geçenlerde havanın çok soğuk olmadığı ama durmaksızın kar yağdığı bir gün evden telaşla çıkıverdim ve sık sık yaptığım hatayı tekrar ettim. Soğuk havaya ilk geçişte, henüz şapka, eldiven takmaya adapte olamamışken hep yaptığım hatayı. Beremi evde unuttum. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Geçenlerde olağan aylık toplantılarımızdan birinde yeni gelen birçok arkadaş tanıdık. Kimi birkaç hafta, kimi ise birkaç ay önce gelmiş Moskova’ya; hepsi de eş durumundan elbette. Kendilerini tanıttılar, kısa da olsa hikayelerini paylaştılar. Buraya kadar gelmiş olmaları, bu topluluğu bulmaları ve hatta bir süredir bazılarının birbirleriyle yakınlaştığını görmek garip hisler uyandırdı bende... |
|
Devamını oku...
|
|
Moskova’ya ilk geleceğim zamanları hatırladım bugün. Ne hazırlıklar yaptığım aklıma geldi tek tek. Dile kolay neredeyse on yıl olmuş ve ne de alışmışım bu güzel şehre, iklimine, sokaklarına, insanlarına. İlk aklıma gelen de giyecek ne getireceğime bir türlü karar verememem olmuştu. Malum burası kış ülkesiydi, mutlaka çok soğuk olacaktı ve ben hazırlıksız yakalanmak istemiyordum. Haliyle bir telaş aldı ki bizi sormayın. Hemen mağazalar gezilmeye ne kadar kışlık kıyafet varsa alınmaya başlandı. Gelin görün ki herşey uzaktan göründüğü gibi olmuyormuş. |
|
Devamını oku...
|
|
|
6 sene önce Moskova’da yaşamaya başladığımız zamanlarda tatil için Türkiye’ye gittik. Tabii merak edilen bir çok soru vardı bizi sevenlerin aklında. Sorulan soruların en başında şu geliyordu: “Nasıl bir yer, bizim ülkemizden ne farklılıkları var?” Biz de, defalarca tekrarlamaktan ezberlediğimiz şu farklılıkları sayıyorduk: |
|
Devamını oku...
|
|
MoskovaLife.Com olarak yola çıkarken hep "Biz bir aileyiz" dedik. Aileden kastımız, Moskova’da yaşayan, ortak paydası bu şehrin havasını solumak olan biz Türkler ve Rus dostlarımız, eşlerimiz... Sonra dedik ki, gelin bu yolda yürürken birlikte yazalım, birlikte bu sayfaları paylaşalım. Sesimizin ulaştığını görmek, ulaşan yerlerden de olumlu cevaplar almak kadar güzeli var mı? İşte altı yıldır Moskova’da bizimle aynı yolda yürüyen ve sesimizi duyan okurlarımızdan birisi olan Özlem Bağcı da ailemize katılmaya karar verdi. Özlem Hanım bundan sonra “Matruşka” isimli köşesiyle ve yazılarıyla aramızda olacak.İşte Özlem Bağcı'nın ilk yazısı: |
|
Devamını oku...
|
|
|
Hayatımıza “internet” diye bir kavram girdiğinden beri tartışılır durulur hep; “internet, insanları birbirinden uzaklaştırıyor, sosyalleşmeyi öldürüyor, ‘internet geldi, yiğitlik bozuldu’ diye!” Peki kısa zaman önce hayatımıza giren ve girmesiyle de hayatımızda önemli bir yer edinen “facebook” olayına ne dersiniz?! İnterneti, bu saate kadar tartışılagelen sosyalleşmeyi engelleyici bir araç olmaktan çıkarıp bizi daha da sosyalleştiren, belki de yüzünü bile unuttuğumuz ama zamanında bizim için çok önemli şeyleri paylaştığımız arkadaşlarımızı yeniden bulduğumuz bir ortam haline çeviren bu “facebook” çılgınlığı sizce de internetin bu tartışılan yönünü ortadan kaldırarak onu en büyük sosyalleşme aracı haline sokmadı mı? |
|
Devamını oku...
|
|
|
Bir Efes Blues festivalini daha geride bıraktık. Uzun süredir beklediğimiz bir olaydı, elbette kaçırmak olmazdı. Yine ekibimizi topladık ve konser yolunu tuttuk. Her sene artık olmazsa olmazlarımızdan birisi olan bu festival yine bizi hem müzik hem de organizasyon olarak çok ama çok tatmin etti. Yine de birkaç noktaya değinmeden geçemeyeceğim. Cumartesi günümüz tam bir telaş içinde başladı. Sabah ayrı program, akşam ayrı program bu şehirde aynı gün iki iş bitirmek yeterince zorken biz bir de üç iş bitirmeye kalktık. Önce eve gelecek olan bakıcı küçük çapta bir krize yol açtı. Tam birbuçuk saat gecikmeli gelmesine rağmen biz tam zamanında B1 Club Maximum’un önündeydik. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Sabah erken saatte kalkıp bir telaş kahvaltı hazırlıyorsunuz, aynı telaşla çocukları hazırlayıp kahvaltılarını bitirdiklerinden emin oluyorsunuz. Daha ocağa demliği koyamadan yollara düşüyorsunuz. Herkes evden çıkar çıkmaz bir başka kız kıza görüşme için yollara düşüyorsunuz. Dün sabah da günüm böyle başladı işte. Moskova Türk Kadınlar Organizasyonunun Moskova’ya yeni gelen üyeleri için hazırladığı kahvaltıya gittim. Tabii ben kalkıp evden çıkıp kahvaltının olduğu yere gidene kadar epeyce acıkmıştım... |
|
Devamını oku...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 42 - 82 Toplam: 104 |
|
|