|
Bu hafta sizlere başka bir konudan bahsetmek istiyordum ancak; Moskova’yı yaşayanlar ve sevenlerin sitesi olan MoskovaLife’ta, biz okuyucuların daha etkin katılımını sağlamak için editörümüz tarafından açılan yeni bir konu başlığı dikkatimi çekti. “Moskova’yı seviyorum çünkü…”
Toplamda üç sene yaşamak için geldiğim bu şehri ilk gördüğümde karlar içindeydi. Her yer bembeyaz, hava -25 dereceydi. Havaalanından çıkarken kundaklanmış bebekler gibi sarılıp sarmalanmıştım; ne de olsa hayatımda ilk defa bu kadar soğuk bir havayı içime çekecektim. Haftalar, aylar geçiyordu güneş yüzünü göstermiyordu. Herkes donuk ve soğuktu. Hele bir de şu Rusça yok mu! Tam bir baş belası. Anlasan anlayamıyorsun, konuşsan onlar seni anlamıyor… Günler günleri aylar ayları kovaladı. Bir de bakmışım Moskova bana ben de Moskova’ya alışmışım. Birbirimizin dilenden anlar olmuşuz. O puslu güneşsiz günlerde bile yüzümü güldürecek bir şeyler bulmayı, donuk ve soğuk dediğimiz Ruslardan en iyi arkadaşlıkları kurmayı ve belki de en zoru Rusça şakalaşmayı bile öğrenmişim. Artık benden bir parça olmuş sanki o. İş yerinde, ilk aylarımdan birinde “bir konu hakkında sunum yapma eğitimi” almak için herkese farklı konular verilmişti. Konusuna uygun olarak herkes kafasında bir sunum yöntemi bulacak ve bunu görselleştirecekti. Benim konum da “Bir yabancı olarak Moskova’da yaşamak”tı. Anlatacağım o kadar çok şey vardı ki bu konuyla ilgili; ama nasıl anlatabileceğimi bilmiyordum. Sonunda Moskova’da yaşamı anlatmak için dört alt başlık yaratttım kendime. Ve bunları dergilerden kestiğim resimlerle küçük reklam panoları üzerinde görselleştirdim. İşte bu dört konu alt başlığından biri de “Moskova’yı seviyorum çünkü…” idi. O günlerde bu konu başlığının altına sıralayacakları bulurken oldukça zorlandığımı hatırlıyorum . Ne de olsa bu çalışmayı hazırlarken daha altı ay bile geçirmemiştim Moskova’da. Şimdi düşünüyorum da Moskova’yı seviyorum demek için ne kadar çok nedenim var. Bana kazandırdığı hayat deneyimleri, kurduğum arkadaşlıklar, iş ilişkileri, bir dil bir insan sözünden yola çıkarak kendimden yeni bir insan daha yaratmak ve belki de en önemlisi yabancı bir ülkede yaşamanın zorluklarını aşarak kendine bir dünya kurmanın verdiği özgüven. Sevmediğimiz, hoşumuza gitmeyen, belki de tiksinerek baktığımız şeyler yok mu bu koca şehirde, tabi ki var. Ama eminim bir o kadar da hoşumuza giden yanları. Yeter ki biz bunları görmek isteyelim, yeter ki bardağa boş tarafından değil de biraz da dolu tarafından bakmaya çalışalım. İşte o zaman gözümüzden kaçan küçük detayların bile hayatımızda ne kadar önemli bir rol oynadığını görebilir ve “çünkü”nün ardına sıralanacak bir sürü neden bulabiliriz.
|