|
MoskovaLife’ın ana sayfasında bu başlığı görünce aslında binlerce düşünce hücum etti aklıma ama bu düşüncelerin hepsi birçok kişinin de aklına gelmiştir mutlaka. Sevgili Ayça’nın (Çalımer) yazdıklarını okudum sonra ve yüzümde genişçe bir gülümseme belirdi. Ne de güzel ifade etmiş aslında pek çoğumuzun hissettiklerini. Moskova sevilesi bir şehir de ben gibi, Ayça gibi birkaç kişinin dışında bunu farkeden kimler var acaba...
Ama benim hikayem oldukça gerilere gidiyor Moskova hakkında. Biraz Türk filmi tadı da bulabilirsiniz yazacaklarımda ama insan başına gelmeden inanmıyor böyle olaylara. Ben bir öğretmen anne ile subay babanın kızıyım. Seksenli yıllarda geçti çocukluktan gençliğe adım atışım. Elbette pek çok şeyden etkilendik bir çoğu iz bıraktı kimisi silindi gitti hayatımızdan. Ama beni en çok etkileyenlerden birisi de şu oldu; daha çocuk yaşlardaydım, hala kitaplar yasaklıydı ve hala kitaplar yakılıyordu memleketimde yazık ki ve benim küçücük beynim anlamıyordu bunları. Gerçi bunları pek de takip etmiyor, ettirilmiyordum sanırım. Birgün İzmir’den Merzifon’a tayini çıkınca babamın eşyalar toparlanmaya başlandı. O sırada canım babaannemin evinde annemlere ait olan bir kutu keşfettim. Bu kutu Merzifon’a bizimle gelmeyecekti ama o kutunun içinden birşey geldi benimle Merzifon’a. Kimin yazdığını bilmiyordum, ne annemin ne de babamın yazısına benzemiyordu ama beni çok etkilemişti o iki satır. Orada yazıyordu ki, “ Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz, Ya da dünyamıza inecek ölüm.” Sadece o kadardı kurşun kalemle bir kağıdın ucuna karalanmış dize. Aslında çok da anlayacak yaşta değildim henüz ortaokula yeni geçmiştim ve bir fanusda büyütüldüğümün de farkında olamazdım. Ama yıldızlar vardı yazıda benim de hoşuma gitmiş olacak ki taşımışım yanımda. Oysa o dizelerin usta şair Nazım Hikmet’e ait olduğunu lise yıllarımda ancak öğrenebildim. Siyaset hiçbir zaman ilgi alanım olmadı ama ben yine de Nazım Hikmet’in şiirlerini gizliden gizliye okuyanlardan oldum. Memleket hasreti, aşk dizeleri, dünyanın gerçeklerini, insan sevgisini arayışını okudukça da daha çok beğendim. Sonra birgün bir arkadaşım bana onun şiirleri 25 dile çevrildi en çok da Rusça’ya demişti. İşte Rusya coğrafya kitaplarından çıkıp hayatıma böyle girdi. Önce bir yerlerden kiril alfabesini buldum ama amaç asla Rusça öğrenmek değildi. Sadece ilginç bir alfabeydi ve ben şekillere önem veren biriydi. Neden sonra bu hevesim geçti farklı alanlara kaydık sanırım. Lise son sınıftayken daha ilginç bir olay oldu, yılbaşına doğruydu babam eve bir takvim getirdi. Takvimin her sayfasında farklı bir mimari yapının resmi vardı. Bu yapılar dünyanın çeşitli ülkelerindeki beğeni toplayan yerlerdi. Aralık ayında Kızıl Meydan’daki St.Basil Katedrali vardı çok net hatırlıyorum, çünkü o resim evlenip de evden ayrıldığım güne kadar hep odamın duvarında asılı kaldı. Hatta Moda Resimi ve Stilistlik hocam bize fakültenin son sınıfında sene bitirme ödevi olarak “Etkilendiğiniz bir mimari yapıdan esinlenerek ilk bahar yaz kreasyonu projesi” verdiğinde hiç düşünmeden o katedralin soğan kubbelerinde kendimi kaybettim ve sonuçta 8 modellik Kızıl Meydan’da Bahar adlı ödevimi teslim ettiğimde asla o katedrale bu kadar yakın yaşıyacağım aklımın ucundan bile geçmemişti. Bundan sadece birkaç sene sonra Moskova yolları bize açıldığında ise düşündüğüm iki şey vardı... Nazım’ı ve Katedrali göreceğim... Her ne kadar 2 ay önce evimi değiştirmiş olsam da, tam 9 yıl Kızıl Meydan’a yürüyerek sadece 15 dakikalık uzaklıkta yaşadım. Neredeyse hergün o katedralin önünden geçtim, hala da geçiyorum. Ona her baktığımda sanki işlemeli penceresinin ardından yüzyıllar öncesinden bir yüz fırlayacakmış gibi geliyor ve bu beni mutlu ediyor. Her 3 Haziran’da mezarının başında Nazım Hikmet ve O’nu sevenlerle birlikte oluyor, hatta kendi kızımdan Nazım’ın şiirlerini dinliyorum. Moskova’yı seviyorum çünkü bir zamanlar hayal ettiklerimi Moskova bana veriyor. Moskova’yı seviyorum çünkü ben ve ailem burada birlikte ve huzurluyuz. Moskova’yı seviyorum çünkü evden her çıkışımda şekmeye değer kareler veriyor bana. Moskova’yı seviyorum çünkü 860 yıllık bu delikanlı beni seviyor... Ve Moskova’da yaşayanlara diyorum ki bazı şehirlerde yaşanılır, ama Moskova’da yaşanılmaz, Moskova yaşanılır...
|