|
Hiç Tina Turner’ı elinde çamaşır yıkarken görmüş müydünüz? Ya da Bill Cosby’i ağacın yaprakları arasından muzır bir ifadeyle kafasını uzatmış bakarken? Açıkçası Moskovalife’da sergi haberini okuduğumda aklıma ilk olarak Dennis Hopper’ın bombacıyı oynadığı, kötü adam karakterli Hız filmi gelmişti aklıma. O an için böyle bir sergi açabilecek kadar iyi bir fotoğrafçı olabileceği aklıma da gelmemişti. Ama sergiye adımımı attığım andan itibaren çok keyif aldım diyebilirim. İlginç geldiyse ve henüz gezmediyseniz Dennis Hopper’ın fotoğraf sergisini görün derim.
Serginin ilk girişinde JFK yani bir suikasta kurban gitmiş Amerikan başkanı John F. Kennedy’nin ölümü ardından televizyondan çekilmiş kareler karşıladı beni. Hemen ardından Martin Luther King mikrafonun başında yerini almıştı. Köşeyi döner dönmez ise yıldızlar geçidi başladı. Elinde çamaşır çitileyen Tina Turner’dan tutun da güneşe karşı oturmuş Paul Newman’a kadar pek çok karede ünlülerin bundan 40 yıl önceki hallerine hayretle şahitlik ettim. James Brown, Bill Cosby, Jane Fonda, Allan Kaprow, Tuesday Weld, Jeff Goodma karelerde öyle gençler ve öyle farklılar ki. Mesela Bill Cosby’nin bir pozu var yanında ismi yazmasa o olduğunu tahmin bile edemezdim. Bu fotoğrafların hepsi 1962-65 arası çekilmiş fotoğraflardı. Yıldızların içinde sadece Jeremy Irons’ın karesi yeniydi. Ardından ilginç bir seri başladı, duvarlar. Evet duvarlar. Ama bu duvarların tamamı fotoğrafa yansımamışlardı. Duvarlardan ayrıntılar alınmıştı. Çoğu ya bir grafitinin bir parçası ya da ğzerine yapıştırılıp sökülmüş onlarca kağıdın ayrıntısıydı. Yani düşününce, görmeden nesi ilginç diye düşünülebilir ama işin garip yanı bu duvarların çekildiği yerlerdi. Her duvar çekildiği şehrin ruhunu öyle açık ve net iletiyordu ki. Işin sırrı da zaten buydu sanırım. Mesela Osaka’da çekilmiş fotoğraf kıpkırmızı bir duvardı, sadece sağ alt köşesinde küçük bir beyazlık vardı, geri kalanı kan gibi kırmızıydı. Ya da Las Vegas’da çakilmiş olan tıpkı o şehir gibi rengarenkti ve sanki o renkler neon ışıkları gibiydi karede. Bunların dışında San Francisco, Los Angales, Florence, Kyoto, Venedik, Nimes, New York hatta Moskova da Hopper’ın objektifine ilginç duvarları ile poz vermişler.
Sergide dikkati çeken ise 60’lı yıllardan sonra 2000’lere atlaması tarihin. Belki dikkat çekici olması için yapılmış ya da belki de Hopper uzun bir sure çekmeye ara vermiş olabilir diye düşündürdü beni. bu arada sergiye konuk olanlar için bir de sinema salonu kurmuşlar. Bundan 30 yıl öncesinin filmlerini rahatsız kutular üzerinde seyredebilirsiniz. Ben girdiğimde Jack Nicholson’un oldukça eski bir filmi vardı ama ses düzeni ve kutuların rahatsızlığı yüzünden fazla dayanamadım ve sergiyi bir defa daha gezmeyi tercih ettim doğrusu. Bu sıralar Moskova’da sıkça fotoğraf sergisi açılıyor ya da ben fotoğraf sergisi gezmeyi çok istediğimden belki de benim dikkatimi çekiyor. Eğer bu güzel sergiyi görmek isterseniz 3 Ekim son gün, unutmayın… |