Ankara’ya tatil amaçlı geleli bugün tam 10 gün oldu. Her altı ayda bir gelsem de içim burkularak farkediyorum ki ben ergenliğimi geçirdiğim, okuduğum bu şehre giderek yabancılaşıyorum. Bir mağazaya giriyorum, hemen çay söylüyorlar ya da saçımı kestiriyorum hemen sohbet konuları açılıyor, ben uzaktan geldiğimi belirtince de nereden geldiğimi soruyorlar. Ben de büyük bir keyifle, evet keyifle “Moskova’dan” diyorum. “10 yıldır Moskova’da yaşıyorum.” Hemen konuşma değişiyor, gurbetçi muhabbetleri açılıyor. Ben bir anda memleketinden uzak gurbet ellerde yaşayan biri konumuna geliyorum. Onlara göre ben gurbetteyim.
Gelin görün ki ben kendimi gurbette saymayalı çok zaman oldu, artık ben bile hatırlamıyorum. Evim bilmişim meğer ben gurbet elleri. Yok yanlış anlamayın, elbette insanın memleketi, toprağı, insanı başkadır. Hiçbirşey onların yerini tutamaz. Ama şu “gurbet” kelimesine fena halde takığım ben. Ankara’ya geliyorum, ne bildiğim pastaneler kalmış geride ne de Kızılay’daki mağazalar yerli yerinde. Jerşey değişmiş, hatta her zmaan fotoğraf çektirdiğim stüdyo bile yok olmuş. Arkadaşlarım çil yavrusu gibi dağılmış, ne Kuğulu Park kalmış ne de Kıtır eski tadında... Şimdi ben kendimi nasıl gurbette hissedeyim geride bıraktığım şehir benim şehrim olmadıkça? Mezun olduğum liseden birkaç arkadaş kafa kafaya verdik dedik ki bir mezunlar yemeği yapalım. Canım Nazende’ciğim soruyor bana; “Nerede yapalım?” Üç gün düşündüm, içinden çıkamadım sorunun. Yani neresi var bilmiyorum ki? Ama gelsinler Moskova’ya götüreyim Metro restorana, yedirip içireyim, müzeleri tek tek gezdireyim değil mi ama... Hep bir yaqbancı geliyordu bana her seferinde ama bu defa iyice şaşa kaldım ben bu şehre. Çıktık mezunlar yemeğinden eve döneceğiz ama dönmeden önce bir arkadaşımı da Emek’e bırakacağız, saat yarımda Isparta otobüsüne yetişecek. Haydaa... Yollar girmiş birbirine. Tunalı’dan çıkıp İş Bankası binasından sağa döneceğiz ama ne mümkün... Yollar kapanmış, bir takım köprüler, alt geçitler. Zor yetiştik ama ne zor. Taa çıktık Ayrancı’ya sonra geri indik arkalardan bir yerlerden. Ama gelsinler ben onları en kestirme yollardan istedikleri yerlere kaybolmadan götüreyim Moskova’da. Hadi olmadı, metroya atayım da görsünler toplu taşım nasıl oluyormuş. Yok ben sanırım gurbet olayını aşmışım biraz. Şimdi düşününce bir de İstanbul’a gitsem kimbilir nasıl afallayacağım. Oraya daha uzun süredir gitmiyorum. En son iki yıl önce iki günlüğüne gitmiştim de zor atmıştım kendimi geri Ankara’ya. Bir de şu soğuk yok mu... Ben Moskova’da buradaki kadar üşümüyorum ki... Unutmuşum ben Ankara’nın kuru ayazını, soğuğunu, içine işleyen, içini sızlatan havasını... Gurbette saymıyorum kendimi de... Peki neden havaalanına her varışınmda, uçak havalanıp da şehir altımda küçüldükçe içime oturuyor birşeyler... İşte onu hiç sormayın. O duygu hep bir gelir bir gider... Moskova’yı şu an çok özlemiş olsam da, Ankara’dan sonsuz sevgiler...
Bu posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|