İnternette dolaşırken, Radikal yazarlarından Hakan Gülseven’in 04.10.2003 tarihli bir Moskova yazısına rastladık. Aynen yayınlıyoruz: “Rusya başkentinde dolaştık ama sadece turist gibi değil. Metroyla işçi mahallelerine de gittik. Kızıl Meydan'a sırtımızı vermiş, Moskova Nehri'ni kesen köprüden Tretyakovskaya metro istasyonuna doğru ilerliyorduk. Eski adı 'Devrim Müzesi' olan 'Çağdaş Tarih Müzesi'ne gitmek için metroya binecektik. Rus ahbabım Polako, "Kahvaltı yapmadık, gel sana güzel bir Rus kahvaltısı ısmarlayayım," dedi. Küçük bir dükkana girdik, birer 'pelmeniy' söyledik. Bu 'pelmeniy' denen şey, bizim mantının iri tanelisi…”
Moskova'nın halleri Rusya başkentinde dolaştık ama sadece turist gibi değil. Metroyla işçi mahallelerine de gittik.
Kızıl Meydan'a sırtımızı vermiş, Moskova Nehri'ni kesen köprüden Tretyakovskaya metro istasyonuna doğru ilerliyorduk. Eski adı 'Devrim Müzesi' olan 'Çağdaş Tarih Müzesi'ne gitmek için metroya binecektik. Rus ahbabım Polako, "Kahvaltı yapmadık, gel sana güzel bir Rus kahvaltısı ısmarlayayım," dedi. Küçük bir dükkana girdik, birer 'pelmeniy' söyledik. Bu 'pelmeniy' denen şey, bizim mantının iri tanelisi. Yalnız, hamurun içine tuzlusundan tatlısına kadar envai çeşit 'dolgu malzemesi' konabiliyor. Mesela Polako patateslisinden yedi, ben çileklisinden aldım, kremayla gayet iyi gitti. Böylece metroya tok karınla girdik. Moskova metrosuna ilk kez giren birinin şaşırmaması mümkün değil. Neredeyse her istasyon birer sanat eseri. İlk metro istasyonu 1935'te Arbatskaya'da açılmış ve bugün tam 290 kilometrelik bir ağa ulaşmış. 30 bin kişinin çalıştığı bu metro ağının tünelleri, bazı istasyonlarda dört kata kadar ulaşıyor. Metro hatlarını birbirine bağlayan ve 'prihod' adı verilen tünellerde, ekmeğini müzikten çıkarmaya çalışan son derece yetenekli müzisyenler ve elbette hayli güçlü bir akustik var. Metrodaki 'heykel müzesi' Devrim Meydanı istasyonunda indiğimizde, devrime katılan çeşitli halk kesimlerini simgeleyen dev heykeller tarafından karşılandık. İnsan donup kalıyor. Metro istasyonu değil, müze sanki. "Hadi, -hakiki- müze bizi bekliyor," diye kolumdan çekiştiren Polako olmasa, orada epey vakit geçirirdim herhalde.
Eskiden oldukça ihtişamlı olduğu söylenen Devrim Müzesi'nde, anlaşılan, şimdi Bolşevik etkisi hafifleştirilmeye, devrim sıradanlaştırılmaya çalışılıyor. 'Çağdaş Tarih Müzesi' ismi bu yüzden verilmiş mesela. Üstelik diğer müzelere göre bakımsız, köhne bir binaya dönüşmüş. Ama yine de, kapitalizmin ara sokaklara kadar nüfuz ettiği Moskova'da, 'eski'nin havasını barındıran bir sığınak burası. Meraklıları için, 'Narodnik'lerin yayınlarından Lenin'in İki Taktik kitabının Rusça ilk baskısına, Çarlık zindanlarındaki işkence aletlerinden, Askeri Devrimci Komite'nin iktidara el konduğunu duyuran bildirgesine ve devrim döneminden kalma orijinal Bolşevik pankartlarına kadar pek çok enteresan parça var müzede. Üstelik, müzenin odalarını bekleyen yaşlı kadınlar, birer tarih profesörü gibi, sergilenen her şey hakkında ayrıntılı bilgi veriyorlar. Tabii Moskova'da epey müze var. Bizim 'Devrim Müzesi', manevi değerini bir yana bırakırsak, diğerlerinin yanında oldukça sönük kalıyor. Puşkin Müzesi, Moskova'daki müzelerin en ünlüsü. Müzede, antik çağa ait sanat eserlerinin yanı sıra, çeşitli tarih dilimlerinden ve ülkelerden ressamların 3 bin 500'den fazla tablosu sergileniyor. Kızıl Meydan ve Kremlin'in başlı başına bir dünya değeri olduğunu söylemeye ise gerek bile yok. Çarlık nasıl bir merkezi imparatorluk yaratmış, Kremlin ve çevresini dolaştığınızda anlıyorsunuz. Bir de 'Bolşoy Tiyatrosu' var ki, acayip bir atmosfer... Sonra, Arbat Sokağı ressam dolu. Güzelim tabloları pazarlıkla çok ucuza alabilirsiniz. Ama aynı şeyi Sovyetler Birliği döneminden kalma 'nişan' ve eşyalar için söylemek mümkün değil. Hepsi ateş pahası olmuş. Ama aslına bakarsanız, tüm bu tarihsel ve kültürel zenginlik bir tarafa, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana geçen yıllar içinde, Rus toplumunun nasıl bir dönüşüm yaşadığı sorusu daha ağır basıyor. Bu konu hakkında fikir sahibi olmak içinse, turistik bölgeler ve oteller arasında mekik dokumaktan ziyade, Rusların gündelik yaşamına dahil olmak gerekiyor. İşte bu yüzden, Polako'yla bir metro istasyonundan diğerine sürüklenmek epey faydalı oldu. Yaklaşık 1 dolara 10 kez metro girişi, 5 dolara ise aylık sınırsız seyahat kartı alıp, istediğiniz yere gidebiliyorsunuz. Boynuzlu troleybüslere ise kimse para falan vermiyor. Böylelikle en masrafsız iş, Moskova'da turlamak oluyor. Nerede banka, orada kilise "Bir kere Moskova ve Rusya iki farklı şey," diyor Polako, "Rusya'daki sermayenin yüzde 80'i bu şehirde." Gerçekten de, Moskova'da yaklaşık 800 banka bulunuyor. Acayip bir durum. Bu bankalar, aynı zamanda birer kilise sponsoru. Neredeyse her bankanın yanına bir kilise inşa ediliyor. Moskova'nın kuzeyindeki işçi mahallesi Tuşino'da bulunan Moskova Kredi Bankası'nın yanından geçerken, inşaatı süren kiliseyi gösterip, "İşte durum bu," diyor Polako, "Sermayeyle kilise birlikte yükseliyor." Kremlin Sarayı'nın hemen karşısındaki 'Koruyucu İsa Katedrali' de, Rusya'da Ortodoks Hıristyanlığın ikinci baharını simgeliyor. Stalin döneminde yıkılan katedral, aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş ve bunun için milyon dolarlar harcanmış. Aslında iki ayrı Moskova'dan söz etmek de mümkün: Yeni zenginlerin Moskovası ve işçilerin Moskovası... Lüks otellerin, gece kulüplerinin önünden pahalı otomobillerine binen ve yine pahalı ciplerdeki iri korumalarıyla birlikte hızla gözden kaybolan yeni zenginler hemen göze çarpıyor. Bunların içinde, malum, İngiltere'de futbol takımı satın alan ve kişisel serveti milyar dolarlarla ifade edilen şahıslar da var. Kapitalizm tarihi bunca kısa olan bir ülkede nasıl böyle servetler elde edildiği sorusu insanın kafasını kurcalıyor elbette. Öte yandan, Moskova'da gecekonduyu çağrıştıracak tek bir yapı olmamasına rağmen, yaşamın hiç de şaşaalı olmadığı işçi mahalleleri çoğunlukta. İşçiler, yaklaşık 70 metrekarelik dairelerin bulunduğu toplu konutlarda yaşıyor. Metro sayesinde ulaşım çok rahat. Polako'nun evi Moskova merkezine en uzak mahallelerden birinde olmasına rağmen, kısa sürede ulaşabildik mesela. Kentte bütün konutlar merkezi sistemle ısıtılıyor. Isı yalıtımlı tuğlalar, evlerin içini sıcak tutuyor. Sıcak su da merkezi sistemle geliyor. Elektrik, su, doğalgaz faturası falan yok anlayacağınız. Hepsi oturulan eve dahil. Ama tabii artık konutlarda da bir özelleştirme furyası var. Önümüzdeki dönem ne getirir bilinmez. Şimdiden ev kiraları 500 ile 3 bin dolar arasında olan semtler ortaya çıkmış. Moskova'da tam bir alışveriş çılgınlığı hakim. Kremlin yakınlarındaki çok katlı yeraltı çarşısı Manej'de bir mağazanın kirası 33 bin dolar. Giyim eşyası satan bu mağazanın cirosu da ona göre, yani 250 bin dolar... Moskova'nın sermaye merkezi haline gelmesinden nasiplenen bir kesim, paraya acımıyor, önüne geleni tüketiyor. Halbuki, Moskova'nın 70 kilometre ilerisindeki Narafaminsk'te bir konfeksiyon fabrikasında çalışan işçi kadınlar, ayda ancak 100 dolar kazanabiliyor. Eğitimin, sağlığın ve kısmen de barınmanın henüz bir para gerektirmediği, ulaşımın neredeyse bedava olduğu koşullarda, halk günlük yaşamın yükünü şimdilik sırtında fazla hissetmeden yaşayabiliyor. Hani o lanet edilen Sovyet sistemi var ya, işte halk tüm bunları, bürokratik olarak yozlaşmış da olsa o sisteme borçlu. Yalnız, malum, kapitalizm bir yere girdi mi her şeyi satılabilir ve alınabilir yapmadan rahat edemez. Konutlarda özelleşme sürecine zaten girildi demiştik. Önümüzdeki yıl, Rusya üniversitelerinde ufak ufak 'eğitime katkı payı' uygulaması başlatılacağı söyleniyor. Eee, hastane hizmetlerinin kalitesi düşürülüp, yabancı sermayeli özel hastaneler, özel sigortalar falan da geldi mi, seyreyleyin Moskova'nın halini. Artık 'küçük Amerika' mı, 'küçük İstanbul' mu olur, orasını bilemem...
Hakan Gülseven (04.10.2003/Radikal) |