|
Geçtiğimiz yıl Mayıs ayı civarıydı. Ev sahibi arayıp kızım evleniyor dedi. Sanırım bu bizdeki “Oğlum Almanya’dan geliyor” ile eş değer bir cümle. Çünkü kimi duysam hep kızı evlendiği için. Oğlu evlenen ev sahibi yok mudur? Yine de ben Moskova’da oldukça şanslı sayılanlardanım. Yani ev konusunda... Zira 10 yıllık Moskova hayatımda sadece 3 defa taşındım. Bir memur kızı olarak hiç fena değil. Alışığım ben paket yapmaya... Hele ki Moskova’da neredeyse her yıl taşınmak zorunda kalan arkadaşları gördükçe şansıma dua ettiğimi itiraf etmeliyim.
İlk evim nehir kenarında iki odalı temiz ve bakımlı bir evdi. On yıl önce böylesini bulmak cidden çok zordu. Henüz “Evroremont” kelimesi hayatımıza bu kadar girmemişti. İlk evimden kendi isteğimle çıktım, üzülerek. Çünkü ailemize katılacak yeni bebeğe yatak koymaya yer bile yoktu. Oysa o ev hala aklımdadır. Belki de ilk göz ağrısı olduğu için. Ama tesellim var. Hala orada bir Türk oturuyor. İlk evden çıkmaya karar verdiğimizde yine aynı civarda bir ev istemiştik. O zamanlar bana yardımcı olan sevgili Anya ile az dolaşmadık padiezd padiezd... Ama gelin görün ki buralarda pek öyle camlara “Kiralık” tabelası asmak adetten değil. Günün birinde Anya parkta yaşlı bir teyzecik görmüş de, ona danışmış. “Sizin burada bildiğiniz kiralık 3 odalı daire var mı?” diye sormuş. Sevimli babuşkamız da alt komşusunun Amerikalı olduğunu ve yakında taşınacağını, o dairenin kiraya çıkacağını söylemiş. Anya da hemen telefon numaramızı vermiş babuşkaya ama gelin görün ki bekle bekle hiç haber çıkmadı kendisinden. Sonunda biz de bir komisyoncu ile anlaştık. Kadının şaşkınlığını hiç unutmutorum... Bize nasıl bir ev istediğimizi sormuş, biz cevap verince de şaşakalmıştı. “3 odalı olsun, mobilyasız olsun, temiz ve bakımlı olsun... Bir de eski evimizle aynı yerde olsun, camları nehre baksın...” Heralde amma keyif düşkünü yabancılar diye geçirmiştir aklından... Uzun aramalar ve birçok hayal kırıklıklarından sonra, sonunda eski evimin yan padiezdinde bir eve götürdü bizi. 3 odalı büyükçe- Moskova standartlarında büyükçe- bir ev. Mobilyasız, temiz, bakımlı ve muhteşem bir nehir manzarası olan evin kirası konusunda da anlaşmaya varınca tuttuk evi. Bir heyecan, bir telaş taşıdık eşyaları, büyük bir keyifle yerleştik sonunda. Düşünceli ve kibar ev sahibimiz biz yerleşir yerleşmez ziyaretimize geldi. Sağolsun pek iyi biriydi. Karı koca profesörler, 3 çocukları var, büyük. Onları büyütünce gönüllü olarak fakir öğrenci okutmaya başlamışlar. Bize üst komşumuzdan bahsetti. Birşeye ihtiyacımız olursa ona gidebilirmişiz. Zaten o da sık sık bizi ziyarete gelirmiş. Yaşlı ve sevimli bir babuşkaydı. Bir gün yine babuşka aşağı indi. Elektrik sayacına bakmaya. Ayak üstü öyle laflarken çat pat, bir de ne dese beğenirsiniz... Birgün bu sevimli teyze parkta otururken bir bayan yaklaşmış yanına. Bu civarda bildiği bir kiralık ev olup olmadığını sormuş ona. O da bu evin boşalacağını söyleyip telefon numarasını almışbayanın. Ama sonra, yaşlılık hali işte, numarayı kaybetmiş ve arayamamış. Kısmet bizeymiş... Uzun lafın kısası, “Olacakla öleceğin önüne geçilmiyor.” Ne keyifle oturdum 7 yıl boyunca o evde. Kaderimizde varmış dedik. Ama sonra ev sahibinin kızı evlenmeye karar verdi... Kısmet buraya kadarmış. Ne evler gezdim, ne komisyoncular tanıdım bu şehirde. Kıymetini bilmeklazım Türkiye’nin. Yine de seviyoruz işte bu şehri... Şok yaratan evlerine rağmen. Girip de “Aman Tanrım!” diyerek kaçtığımız kaç ev oldu sayısını bile unuttum. Bir başka sefere de o maceraları anlatırım. Ev önemli bir mekan sonuçta. İnsanın ömrü geçiyor. Ama Moskova’da, kirasını öderken de insanın ömründen ömür gidiyor...
Bu posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
16.4.2008 |