|
Nazım Hikmet’i andık bir avuç insan...
Nazım Hikmet’i andık, kimler kimler yoktu ki... Sahi, kimler kimler yoktu? 45. ölüm yıl dönümünde memleket şairimiz Nazım Hikmet’i bir kez daha andık. Rus Türk Araştırma Merkezi’nin (RUTAM) hazırladığı anma töreni ve gece gerçekten unutulmaz oldu. Ben ise, günü daha Moskova sayfalarında unutulmazlara kaydettim. Şimdiye kadar kimler geldi kimler geçti Nazım’ın mezarı başından, kaç ünlü isim Nazım’ın mezarı başında fotoğraflara dahil oldu... Her geçen sene bir öncesini aratmayan programlar bunlar. Ama nedeni bilinmez sayımız bir türlü artmıyor, sanki olması gerektiği kadar olamıyor. Belki günlük telaşlara fazla dalmışız, belki hayattaki önceliklerimiz değişmiş, belki de sadece... Neden ne olursa olsun, eski yüzler yoklar, yeniler de yeteri kadar çok değiller gibi sanki...
Az veya çok ben biliyorum ki kalbinde Nazım’ı yaşatan çok insan var aslında. Burada, Moskova’da, aramızda ve önemli olan da bu aslında. Dün bir büyük tiyatrocunun muhteşem sahne performansına, bir usta gazetecinin Nazım’a bakış açısına ve daha da önemlisi Nazım’ın kendi elleri ile yazdığı eserlere şahit oldum. Dün Nazım Hikmet’i bir kez daha aslında ne kadar az anlamış olduğumu fark ettim, her yıl olduğu gibi. Onu tam olarak ne zaman anlarım bilemiyorum ama aynı şiiri belki yirminci kez dinlediğimde, sanki ilk dinlemiş gibi oluyorsam, ya da hayatından bir kesiti sanki ilk defa öğrenmiş gibi içim ürperiyorsa, o zaman benim 3 Haziranlar’dan öğrenecek daha çok şeyim var demektir. Sabah başladığımız Nazım günü bize pek çok güzel şey getirdi. Önce mezarı başında dünyaca ünlü şairimizi kendimizce andık. Duygularımızı çiçeklerle, şiirlerle dile getirdik. Konuşmacıları duygu yüklü kalbimizle dinledik. Türkiye’den gelip, Nazım’ın mezarına toprak getiren iki genci izlerken içimiz gururla doldu. Ardından akşam Nazım Hikmet’in yazdığı bir çizgifilmle başladık geceye ve ardından Nebil Özgentürk’ün Nazım Hikmet hakkında hazırladığı, tüylerimizi diken diken eden “Bir yudum insan” belgeseli ile duygulandık. Zeliha Berksoy’un Nazım’ın eseri olan “Jokond ile Si Ya U” adlı oyununda ise duygular belki de en üst düzeyde, bazen kızdık, bazen ağladık, bazen güldük ve o kadar etkilendik ki oyunun bitiminde salondan ayrılmakta bile zorlandık. Öncelikle kendi adıma, organizasyona imzasını atan RUTAM’a, günümüzü renklendiren Zeliha Berksoy ve Nebil Özgentürk’e çok teşekkür ediyorum. Otobiyografi 1902'de doğdum doğduğum şehre dönmedim bir daha geriye dönmeyi sevmem üç yaşında Halep'te paşa torunluğu ettim on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu ve on dördümden beri şairlik ederim kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir ben ayrılıkların kimi insan ezbere sayar yıldızların adını ben hasretlerin hapislerde de yattım büyük otellerde de açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir otuzumda asılmamı istediler kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini verdiler de otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te 961'de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır partimden koparmağa yeltendiler beni sökmedi yıkılan putların altında da ezilmedim 951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün 52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile aldattım kadınlarımı konuşmadım arkasından dostlarımın içtim ama akşamcı olmadım hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana başkasının hesabına utandım yalan söyledim yalan söyledim başkasını üzmemek için ama durup dururken de yalan söyledim bindim tirene uçağa otomobile çoğunluk binemiyor operaya gittim çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye ama kahve falına baktırdığım oldu yazılarım otuz kırk dilde basılır Türkiye'mde Türkçemle yasak kansere yakalanmadım daha yakalanmam de şart değil başbakan fakan olacağım da yok meraklısı da değilim bu işin bir de harbe girmedim sığınaklara da inmedim gece yarıları yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında ama sevdalandım altmışıma yakın sözün kısası yoldaşlar bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da insanca yaşadım diyebilirim ve daha ne kadar yaşarım başımdan neler geçer daha kim bilir (11.9.'61 - Doğu Berlin) Nazım Hikmet |