Geçenlerde bir akşam saat 19:00 civarı evimin kapısı çalındı, baktım karşı komşum utangaç utangaç , "Ya kusura bakmayın markete gittim, domates almayı unutmuşum, varsa 3 tane rica edecektim" dedi… Aynı komşum "Aman saat kaç olursa olsun ilaç vs cocuk için ne gerekirse aman kapımı çalın, benim evim ecza dolabı gibi, pirpirikliyim ben bu konuda, sakın çekinmeyin" demeyi de ihmal etmedi.
Bu olay nerede geçiyor? Tabi ki İstanbul’daki evimde. Moskova ile İstanbul’u kıyaslıyoruz ya hep, komşuluk da Moskova’nın Türkiye’ye göre en büyük eksilerinden bence. En azından benim gibi küçük yerde yetişmiş komşuluğun tam tadına varmış birisi için öyleydi. Moskova’da yaşadığım yıllarda evimin kapısını çalan tek Rus komşum(!) kısacık geceliği ile sıcak su borularını kontrol etme bahanesi ile evime dalan alt kattaki yönetici bozuntusu olmuştu. Bu olay da Rusçam yetmediği için yeterince azarlayamadığımdan içimde yara olarak kalmıştı. Evime gelen bir Rus komşum daha vardı aslında, o da Moskovada’ki ilk evimin sahibi, her ay başı uğrayıp kirayı almaya geldiğinde uyarmama rağmen ayakkabıları ile içeri dalmayı ihmal etmeyen ev sahibim... İyileri yok muydu bu Rusların, elbetteki vardı. Rusça hocam Sofi mesela, ne kadar da güleryüzlü ve merhametliydi, bir yandan Ruslarda çok rastlayamayacağımız bir şekilde yaşli ve yatalak teyzesine bakıyordu, diğer yandan da benim gibi yabancılara öğretmen değil arkadaş oluyordu. Yalnızlıktan bunaldığımı hissettiği günlerde atlar gelir, kücük bir çocuk gibi kolumdan tutup parklara bahcelere götürürdü beni, Türk kültürü ile Ruslarınkini kıyaslayıp dururduk, ülkeleri çekiştirip dururduk bir nevi. Moskova’da Rus komşular konusunda yüzüme pek gülmeyen talihim Türk arkadaslar, dostlar konusunda o kadar da kötü değildi. Şöyle ki ilk aylar tek Türk arkadaşım akşamları eve gelen eşim ve gece gündüz bırakmadığım kitaplarımdı. Moskova’ya yerleşmemizden 8 ay sonra ise MTKO’nun bir toplantısında tanıdım arkadaslarımı, dostlarımı. Geç olmuştu ama çok güzel olmuştu herşey. Birbirinden güzel, birbirinden iyi yürekli insanlar tanımıştım MTKO sayesinde, Türkçe konuşmuştum eşim dışında birileriyle, yalnızlıklarım, özlemlerim azalmıştı sayelerinde. Yalnız olduğum 8 ay boyunca oturduğum ilk evde yan apartmandaymış MTKO da tanıyıp dost olduğum arkadaşlarımdan birisi, ama ben 1 ay önce taşınmıştım o evden, oysa ki bir derdim oldu mu kapısını çalabileceğim, bir derdi oldu mu dinleyebileceğim birileri olacaktı. Talihim dönmüştü dönmesine de az biraz dalga geçmeden de edemiyordu benimle… Yurtdışında yasayan her Türk’e Türklerin eksikliklerini hissetmedikleri zamanlar dilerim... Çigdem Engür |