Nevval Sevindi (Zaman Gazetesi) Rusya'daki kültür ve dil birliğinin, Rus entelektüel, dinsel ve politik yaşamın merkezi olarak Moskova'nın çok büyük bir önemi var. Rusya'nın fiziksel altyapısı (demiryolları, boru hatları, telekomünikasyon, medya, hava limanları) büyük ölçüde Moskova ve çevresinde yoğunlaşmış.
Mesleki bağlar ve geniş kişisel ilişki ağlarının toplanma noktası da Moskova. Kararlar ve çözümler için Moskova'ya başvurmak, yerel yöneticilerin bırakamadığı bir alışkanlık. Moskovalıların sevdiği yazar Aleksander Zinoviev'in dediği gibi: "Geçmiş olan daha gelecektir, gelecek olan ise buradadır. Moskova'ya ilk kez gittiğimde inanılmaz bir soğuk vardı. En soğuk Moskova'ya şahit olmuştum; eksi 30 dereceydi. Romanlardan tanıdığım Moskova'ya uygundu. Hele kızakla yaptığım bir gezinti ve çıngırakların sesi, beni klasik Rus romanlarının atmosferine sokmaya yetmişti bile. Buzdan bir saraya benzeyen Moskova'da camdan yollarda yürümek bir marifetti. Moskova asık suratlı binalarıyla ve uzaktan işaret edilen KGB binasıyla henüz gizemli bir dünyanın başkentiydi. Kocaman ve geniş bulvarlardan iki-üç araç geçiyordu. Taksi bulmak milli piyango ikramiyesi kazanmak gibiydi. Elbette, uzun pazarlıklarla en yüksek ücreti vererek bu piyangodan talihli çıkan şoförlerdi. Bomboş raflar, isteksiz satıcı kadınlar, sokaklarda sıra sıra dizilmiş satıcılar en çok göze çarpanlardı. Sovyet insanının kötümser ve sıkıcı havası Bolşoy'da bile karşıma çıkmıştı. Neden güldüğümüzü soran limonata dağıtıcısı kadının asık suratı ve kabalığı, Bolşoy'dan hiç etkilenmeyen bir kesim olduğunu anlatır gibiydi. Perestroyka'nın yaşandığı bu dönemde henüz oteller uzun koridorlardan oluşmaktaydı. Her koridorda bir muhafız kadın görevli, asık yüzle beklerdi. Asla Rusça dışında konuşmazlardı. Yabancılara hissedilen bir öfke algılanırdı. Bavulunuzu oflaya puflaya taşımanız sanki onları sevindirirdi derinden... Yeniden konuğu olduğum eski Sheremetevo Havaalanı, Sovyetik binası, dekoru ve çalışanlarıyla tanıdık bir yüz sunuyor insana. Çok uzun süren pasaport işlemlerinden kurtulunca iş bitmiyor, elinizdekilerle araç parkına kadar yürümeniz gerekiyor. Ve tabii yine bavul taşıma eziyeti.. Geniş bulvara çıkar çıkmaz değişen Moskova bütün renkliliği ve ışıklarıyla önünüze seriliyor. Sibirya'dakilere göre Moskova ‘batı'dır. Batılılar içinse kent Avrupalı görünebilir, ancak Orta Asya'ya daha yakındır ve Doğulu ruhu belirgindir. Moskovalılar içinse her ikisidir. Hem ‘Mother City', hem de büyük bir köydür (bolshaya derevnya). Moskovalılar Saint Petersburg'u Avrupa olarak gördüklerini, Moskova'yı Asyalı saydıklarını söylüyor. Moskova'da çay içilir ve ‘çay' denir. St. Petersburg'da kahve içilir ve ‘kafe' denilir. Türkiye'yi kahve ülkesi sanan Ruslar, Osmanlı döneminin ünlü Türk kahvesini hayal ediyorlar. Artık Türkiye bir çay ülkesi. Moskova Rusların belirsizlik ve çelişkilerini bir ayna gibi yansıtıyor. Matruşka bebekleri gibi birbiri içinden çok farklı ve fantastik unsurlar çıkarsa Moskova'da, şaşırmayın. Değişimin hızı belirsizliği körüklerken büyüme inanılmaz çelişkilerle geliyor gündeme. Ancak Moskova eğitimli, yaratıcı ve teknolojik açıdan yeterli bir nüfusa sahip. Moskova ‘şehir devlet' statüsünde ve federasyon bütçesinin yüzde 43'ünü sağlayan dev bir sanayi ve ticaret merkezi. Geniş otobanların üstünden geçen yollar, köprüler ve bağlantı kavşakları yoğun bir trafik için organize edilmiş. New York gibi bir trafik ve bol ışıklı reklamlarla dolu ışıl ışıl yollar. Şehir dışındaki gökdelenler, sosyal konutlar da bu görüntüyü tamamlıyor. Beyaz bir limuzin yanımdan geçiyor havalı havalı. TIR ve kamyon bolluğu İstanbul'u hatırlatıyor insana. Çok geniş bir alana yayılmış, cam kullanılmış mimari dikkatimi çekti. Bir mobilya mağazası gördüm. İnsanların mobilya hevesini anlatır gibi bu dev bina. Yeni eğilimler değişimin bir parçası. Biraz sonra Porsche ve Land Rover satan bir galeriyi geride bırakıyorum. Bir dönem tek tük arabanın elle gösterildiği Moskova, otomobil yağmuruna uğramış adeta. Kremlin, Moskova'nın kalbi. Kremlin kale demek. Oval bir kuruluş haritası olan Moskova, merkezin etrafındaki çevre yollardan oluşuyor. Birincisi Bulvar çevreyolu, ikincisi Sadovaya çevre yolu, üçüncüsü Mıkad çevreyolu. Üç dört şeritli yollar, 109 km. uzunluğundaki Moskova Nehri'nin altından geçtiği köprüler ve yaya altgeçitleri çok düzenli. Moskova-Volga kanalı, kenti Baltık Denizi'ne, Karadeniz ve Akdeniz'e ve de Hazar'a ulaştırmakta. Yollarda bir tıkanma olursa trafik saatlerce çözülmeyen bir yumağa dönüyor. Bir keresinde trafikte 6 saat kaldığını söyleyene İstanbul'da kar yağdığı zamanları anlatıyorum. New York gibi büyük parklara ve yeşil alana sahip Moskova. Donskoy Manastırı'nın kıyısında filmlere konu olan Gorki Parkı da, biraz dışındaki kilometrelerce uzanan İsmailovsk Parkı da kıskandıracak kadar güzel. Moskova ‘mükemmel metro' demek. İnanılmaz bir metro örgütlenmesi kentin bütün ulaşım yükünü sırtında taşıyor. Büyük göç alan Moskova, milyonlarca insanı kent dışından içerilere taşıyor. Metrolar hep dolu ve insan kaynıyor. İstasyonlar çok derinlerde ve çok hızlı işleyen eskalatörlerle inip çıkıyorsunuz. Moskova'ya ilk gelen Enka şirketinin yöneticisi mimar Murat Gülmezoğlu şehircilik açısından Moskova'yı mükemmel buluyor: "5 gidiş, 5 gelişli yollara bakıp bunlar hayatta tıkanmaz diyordum. Şimdi bir saat trafikte bekliyoruz. O zaman anladım biz bu sorunu çözemeyiz. Kentin bir maketi var. Arsayı alırken size maket üstünde ne yapabileceğiniz anlatılır. Rengi bile bellidir binanın. Projenizin maketini yapar getirirsiniz ve bu maket Moskova maketinin içine yerleştirilir. Şehir baş mimarı, heyetiyle gelir ve projeyi inceler. Sonra maket şehir, halka açılır. İtirazı olanlar eleştirir. Bütün eleştiriler bittikten sonra inşaata başlarsınız. Fatih Sultan Mehmet de İstanbul imar planını yaptırmış. Bu proje Topkapı Sarayı'nda var. Kimse ilgilenmiyor." Kültüre yatkın Türk halkının politizasyona kurban gittiğine karar veriyoruz sonunda. Çünkü Murat Bey, Moskova'ya geldikten 3 ay sonra işçilerinin yarısından fazlasının Rusça konuştuğunu söyledi. Türk işçileri daha önce Libya'da, ya da Suudi Arabistan'da kültüre hiç uyum sağlayamamış ve tek kelime Arapça öğrenmemişken, Rus kültürüne uyumları çok kolay olmuş. İş paydosunda soyunup hemen kravatlarını takan Anadolu'nun dört yanından gelmiş Türk işçileri kent kurallarını öğrenmiş. Örneğin Yozgatlı Hüseyin hemşehrisine der ki: "Kız arkadaşına giderken çiçek götüreceksin. Hem de tek sayıda olacak. Yoksa ayıp olur." Moskova'ya ilk geldiğinde kültür, Murat Bey'i çarpmış. Bir antika sergisini gezmek için 1,5 saat beklemiş. Ufacık çocuklar operaya, baleye ve tiyatroya götürülür. Hiç ses çıkarmadan adabı gereğince oturan çocukları çok kıskanıyorum ben de. Çünkü bir konferansta bile çocuklarına adap öğretememiş insanlar, ‘çocuk işte, ne yapayım' der geçer İstanbul'da. Kültür, Moskova'nın Avrupalı yüzü. Tiyatrolar ağzına kadar dolu. 50 rubleyle 1500 ruble arasında değişen bilet fiyatları doluluğu etkilemiyor. Bolşoy artık turistik bir gösteri halinde ve 100 dolar. Stanilavski tiyatrosunda daha güzel bale sahneye konuyor. Tiyatro, Moskova'nın can damarı. İnanılmaz güzel takdimler üretiyorlar. 70 kişilik bir tiyatro salonunda 30 kişilik kadro, oyun sahneye koyuyor. Çehov'un ‘Üç Kızkardeş' oyununda yemek sahnesinde seyirciye de yemek ikram etmekten tutun, bir ev ortamı yaratmaya kadar çok renkli takdim biçimleri var. Moskova'da Kremlin ve renkli kubbeleri insana doğu masallarını anımsatıyor. Çarpıcı renklere boyanmış bu yuvarlak formlar, Bizanslı katedraller tanıdık yüzlere benziyor. 7 kızkardeş denen Stalin'in yaptırdığı çirkin gökdelenler çok uyumsuz. Hatta onlara ‘kentin vampirleri' deniyor. 50'li yıllarda inşa edilen bu binaları Alman esirlerin yaptığı söylentisi de var. Hepsi çok muhteşem; girişleri ve dış cephe heykelleriyle yine de görkemliler. Dışişleri ve Ulaştırma Bakanlığı gibi bakanlıklar bu binalarda. Moskova Oteli ve Parlamento binası da onun zamanında yapılmış mimari yapılar. 1812'de Moskova'ya giren Napolyon zamanında çıkan büyük yangında kentin çoğu yanmış. Sadece kiliseler kalmış. 1922'de yeniden başkent olan Moskova hep Saint Petersburg'un gölgesinde kalmış. Rusya'da hem birey, hem devlet kültür ve sanata yatırım yapıyor Yıllar sonra yeniden ziyaret ettiğim Moskova'nın kültürel yönünü keşif gezime devam ediyorum. Kızıl; Rusçada hem güzel, hem kırmızı anlamına geliyor. Kızıl Meydan'ın sağında bulunan Lenin mozolesi pek ıssız. Eskiden önünde uzun kuyruklar olan ve evlenen her çiftin uğradığı mozoleyi arkada bırakıp kiliselere doğru yürüyorum. Bu müthiş bir zıtlık. Ama Moskova'da benimsenmese bile tarihi olan her şey korunup bakıma alınıyor. Daha sonra eklenen Aziz Basil Kilisesi'ni geziyorum. Rus ordusu Kazan Hanlığı'na karşı 8 günlük bir savaştan sonra zafer kazanınca 8 kilise yapılmış. Çok farklı mimarideki Pakrov Katedrali dikkat çekiyor. Pakrov ‘örtü' anlamına geliyor. İsa'nın yüzünün silindiği ve halen Avrupa'da bir kilisede bulunan bezin bulunduğu günün kutlandığı bayram anlamını taşıyor. Daha sonra çan kulesi eklenen kiliseye 1670 yılında, Türkiye'de Kayseri'de yaşamış Vasil adlı bir Ortodoks azizin adı verilmiş. Taş bir platformun önündeyim. Eskiden kafaların kesildiği, birkaç basamakla çıkılan bu platform şimdi dilek taşı muamelesi görmekte! Her yanı bozuk para dolu. İnsanların umuda ihtiyacı, değişmez bir kader. Eskiden olmayan pırıl pırıl bir alışveriş pasajı, Okhotniy Ryad Moskova Oteli'nin karşısında. Ocak ayı başında başlayan buz festivalinin ilk heykelini de orada görüyorum. Birkaç metre boyunda buzdan, dev heykel. Buz festivalinde böyle yüzlerce heykel yapılıyor ve yarışmalarla her yerde sergileniyor. Kremlin'i gezmek için ise mutlaka Romanovlar ve Ekim Devrimi'yle ilgili bir şeyler okuyun da gidin. Moskova'nın merkezinde en güzel restorasyon çalışmalarından olan tarihi Petrovsky pasajını yapan firma Enka. Buradan kent merkezine geçiliyor. ‘Bodrumundan bile Sibirya görünür' denen KGB binasının devasa ölçüleri kadar karanlık yüzü de sevimsiz. Yollar rengarenk süslü ve bol ışıklı. Moskova kadar ışıklı bir kent az bulunur. Sanırım New York'la kıyaslayabiliriz ancak. ‘Çocuklar Dünyası' denen mağazaya giriyorum. Her yan dünyanın her yerinden oyuncaklarla dolu. Çocuklar renkli ve küçük yürüyen sepetlerine oyuncak doldurma telaşında. Büyükler bile silah bölümündeki oyuncaklarla oynuyor. Barbie çok gözde. Barbie'nin her türlü ürünü ve modeli mevcut. Hareket eden, sevimli kompozisyonlar yapılmış dönen sahnelerin üstüne. Her şey çok Avrupai. Her yerden mal fışkırıyor. Rusların gözleri mala henüz doymamış. Yıllarca boş rafları bekledikten sonra normaldir. En ünlü caddelerde en ünlü markalar yan yana sıralanmış. Çok güzel düzenlenmiş vitrinler, göz alıcı gerçekten. Birçok Türk markası da var. Mavi Jean'den Sarar'a ve de Silk and Cashmir'e markalarımız en şık yerlerde. Belediye yasalarına göre süslemek zorundasınız mekanı. Kent güzel olsun diye uğraşıyor herkes. Şıklığı, giyinmeyi, yemeyi ve içmeyi çok seviyor Moskovalılar. Bir otelin girişinde mağazası olan Moskovalı Yuliya, inşaat mühendisi. Gorbaçov döneminde okumuş ve iş bulamamış mezun olunca. Mecburen girişimci olmuş: "Eskiden Moskova çok kirliydi. 10 yıl önce sokaklar satıcı doluydu. Herkes bir şeyler satardı. Şimdi Moskova temiz ve Avrupa'ya benziyor." diyor. Büyük fuarlar zamanı daha iyi iş yapan Yuliya, Moskovalıların çoğunun kendi evinin olduğunu söyledi. Kiralar inanılmaz pahalı. Tek oda 250 dolar, pis mahallelerde. Çok lüks evler 150 metrekare civarı, jakuzi falan isterseniz de aylık 15.000 dolar. Kempinsky Oteli'nde 3000 dolara bir gece de kalabilirsiniz elbette. Burada dünyanın her yerinden ve kültüründen restoran var. En çok da Özbek, Kafkas ve Gürcü yemeklerini seviyorlar. Son iki senedir Ramstore'ların çoğalması, meyve ve sebzenin artmasıyla en büyük refaha kavuşmuş Moskovalılar. ‘Traktir' denen özgün Rus lokantalarında yerel yemekler çok güzel. ‘Traktir' eski Rusçada ‘lokanta' demek. Mahalle aralarında bulunan traktirlerin çok ünlüleri var. Burada klasik bir Rus yemeği olan ‘Birinciki' bulabilirsiniz. Kreple birlikte getirilen Rus kırmızı havyarı sararak yiyorsunuz. Kırmızı, yabani bir orman meyvesinden yapılan meyve suyu, şerbet tadında. ‘Komposto' deniyor buna. C vitamini açısından çok zengin. Rusya'da bütün yemekler kış-yaz diye ayrılıyor. Çorba çok yaygın. En gözde çorba çeşidi balık çorbası. Mantarları tanımak büyük bir kültür Moskova'da. Tilki mantarı, beyaz mantar en çok bilinenleri. Çocukken mantar toplamayı ve zehirli-zehirsiz olanı ayırmayı öğreniyor Ruslar. Bu nedenle mantar toplama yarışları yapılıyor. Harika mantar turşuları ve fırında mantar çeşitleri var. Her evin kendi özel mantar turşusu reçetesi var. Bu bir övünç kaynağı. Mutlaka tadın. On yıl önce yiyecek sorunu olan Moskova'yı hatırlamak bile zor bugün. Artık restoranlara rezervasyon bile yaptırmadan ‘çat kapı' gidiliyor ve yiyecekleriniz hemen önünüze geliyor. Rusya'da hem birey, hem devlet kültüre ve sanata çok yatırım yapıyor. Moskova dünyanın en büyük kültür başkentlerinden biri. Tıpkı Paris, Viyana gibi. Hem de iddialı. Hepsi ile yarış halinde. Rusya'nın bütün tarihi ve eski sembolleri Moskova'da. Aynı zamanda modern tasarımlara da yer açılıyor. Ünlü profesör Sukuyinen Moskova'yı şöyle tanımlıyor: "Moskova'da bütün Batı kültürünü bulamazsınız, ancak Pavarotti'yi Moskova'da kolaylıkla dinleyebilirsiniz. Moskovalılar her şeyi görür. Rusya'nın kültür hayatında olan her şey Moskova'dadır. Marinski tiyatrosunun bütün gösterileri Moskova'ya gelir. Moskova, hem Rus kültürünün, hem Avrupa kültürünün başkenti. Uzun aradan sonra Moskova'da dış ülkelerin kültür merkezleri kurulmaya başlandı. Ünlü bir müzik merkezi kuruldu. Eskiden Moskova'dan kaçmış Rus sanatçılar yeniden buraya geliyor, ya da yerleşiyorlar. Zenginler ve girişimciler birçok kültür programlarını destekliyor. Yatırım yapıyorlar. Petrol zenginlerine karşı siyasi davalar açılıyor; ama onlar büyük kültür ve sanat festivallerine para yatırıyorlar. Zenginler bizde kültüre, sanata yatırım yapmayı seviyor. Londra'da bir ay kaldım, çok sıkıcı buldum. Moskova'nın gerisinde diyebilirim. Stockholm, Kopenhag söz edilemeyecek kadar sıkıcı." Rusya bir dönem New York gibi her yerden kazanılan paranın sanata, kültüre, müzelere aktığı bir yer. Moskova'da özel galeriler, tiyatrolar çok hızlı çoğalıyor. Sovyet insanının gidemediği yerlere şimdi rahatlıkla gidebilmesine işaret eden Sukuyinen, yeni dönemi bir kazanç olarak değerlendiriyor. Kent kültürü ve eğlence seçenekleri inanılmaz zengin Moskova'da. Yabancı merkezlerle ilişkiler çok sıkı. 1977'de Mona Lisa tablosu Moskova'da sergilenmiş ve sabah sıraya girenlerin 8 saat sonra tabloyu görme şansı olmuş. Monet'in tabloları Moskova'ya iki kez getirilmiş son dönemde. Moskova'nın büyük rakibi olarak St. Petersburg'daki Hermitaj Müzesi gösterilir. Hermitaj, günlerce gezilecek modern sanat koleksiyonlarına sahip. Moskova'nın bir diğer özelliği bin bir dil, ırk, din ve dilin bir arada yaşaması. Koreliler mahallesi de var, Tatarlar ve Özbekler de. 7 etnik grup, federasyon oluşturmuş ve 180 milyon insanı temsil ediyorlar. Moskova küçük bir dünya modeli gibi işliyor. İslam ve Hıristiyanlık 1000 yıldır bu topraklarda yan yana. Tıpkı İstanbul gibi. Bizim gibi politizasyon bulaşınca işe, sorun çıkmakta, ancak halklar Moda'da, Ortaköy'de ya da İzmir'de olduğu gibi birlikte yaşama kültürü edinmişler. Özellikle terörle birlikte İslam çok siyasileşmiş. İnsanların tepkisini çeker olmuş. Avrupa için Ortodoks Moskova ‘öteki' değil elbette. Ortodoksluk Rusya demek zaten. Avrupa İslam'ı kendi içinde yeni fark ederken, Moskova'da bu, doğal bir yapı. Nisan 2004'te büyük bir turizm fuarına hazırlanan Moskova'da bir Türk turizmcisine Moskova'yı sordum. Sadko Grup Başkanı Hacı Akdemir, 10 yıldır Moskovalı. ODTÜ İşletme'yi birincilikle bitirip 94'te Bodrum'un sıcak havasından aralık ayı soğuğuna gelen Akdemir, Moskova'dan ürkmüş. ‘Bu ne soğuk' diye korkan Akdemir bugün bir Moskovalı gibi yaşıyor. Eşi Rus ve 6 yıllık evli olan Akdemir'in Ali ve Yasemin isminde çocukları var. Çok mutlu bir ailesi olduğunu anlatan Akdemir evliliğinde ‘aşk' olduğunu özellikle vurguluyor. ‘Yaşlılar kültürlü, gençler kaba' Akdemir, dilini bilmediği Moskova'da yaşlıları çok kültürlü ve yardımsever bulmuş. "Gençler kabaydı ve bu hâlâ değişmedi." diye de ekliyor. New York'la Moskova'yı kıyaslayan Akdemir, Moskova'nın New York'u geçeceğine inanıyor: "Herkes buraya yatırım yapmaya çalışıyor. Ruslar her şeyi çok çabuk öğreniyor. Ticarete önem veriyorlar. Türkleri ilk geldiklerinde davul zurnayla karşılayan Rusya'da şimdi durum çok farklı. Türkleri inşaatçı ve işçi biliyorlar. Türkleri Asyalı sayıyorlar, kendilerini Avrupalı. Aslında ben Rusların Batılılardan daha kaliteli olduğunu düşünüyorum." Rusların misafirperverliği ve yakınlaşınca sıcak tavırları kültürel açıdan Batılılara değil, bize yakın. Kültüre ve sanata yatırımları, ilgileri, kitap okuma sevdaları ve bilime saygıları onları daha Batılı yapıyor. Kültürlü bir yaşam felsefesi, onları New York'tan da ayıran bir özellik. Amerikalıları pek sevmeyenler, onları kültürsüz bulanlar, New York benzetmesine karşı çıkıyor ve "Moskova daha kültürlü bir kent ve halk" diyor. Ancak varoşlardan kopup gelenlerin metrolarda okuduğu pembe dizi kitap çokluğu, pek öyle demiyor. Her ne kadar Moskova kent kültürü egemen kültürse de göçmenlerin ilgisi pembe aşk hikayeleri anlatan kitaplarda yoğunlaşıyor. En ünlü üç pembe dizi yazarı da kadın: Ulitskaya, Daşkova ve Victoriya Tokareva. Bunu destekler nitelikte kadın dergileri de çok miktarda mevcut. En ünlülerden biri olan Karavan İstori'nin (Hikayeler Kervanı) içeriğinde hep Amerikalı ünlülerin öyküleri var. Neyse ki bir Rus ressam ve artist, derginin Rus bölümünü kurtarıyor. İstanbul'un en yakın rakibi ve komşusu Moskova'yı mutlaka görün. Oradaki kültürel atmosfer size çok şey katacaktır. Moskova dünya ile yarışıyor. (4-5.02.2004)
|