|
Suat Taşpınar Radikal'de yazdı: "Saatler yalan söylüyor... "Gündüzün 3'ü" diyor, akreple yelkovan... Oysa tam da o anda, karanlık pelerinini örtmeye başlıyor artık Moskova. Gogol Bulvarı'nda sokak lambaları ve otomobil farları cırcır böcekleri misali. Akşam erken iniyor kuzey iklimlerinde. Şehir büyük bir uğultuyla üstümüze çöküyor. Gürültüsü, kiri, pası, yalanı, dolanıyla... Güneşsiziz. Nefessiziz. Işıksızız. Tutunacak dalımız yok. Şairler ve şiirler dolaşıyor etrafımızda. Yaramıza tuz basan birkaç İsmet Özel dizesinden ötesi manasız...
"şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin" Belli ki şehir utancından erken kararıyor. Daha fazlasını görmeye dayanacak yüreği yok. Moskova sapandan fırlamış serseri bir taş gibi. Nereye çarpsa tuzla buz ediyor. Şehrin insanı ‘yetişmeye' çalışıyor. Almak lazım, satmak lazım, acele etmek lazım, ödemek lazım, aldatmak ve aldatılmak lazım, tüketmek ve tükenmek lazım. 70 yıl gerisinde kaldığımız ‘kapitalist dünyayı' yakalamak lazım! Şehir, kendi insanlarının ciğerinden nefes alıyor, onları nefessiz bırakıyor. Şehrin kimileyin hayran bırakan enerjisi, bizim yitip giden gücümüz, takatimiz aslında. Bir anaforda sürükleniyoruz: "şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin bozuk paraların insanı, sivicelerin" Bir babuşka, metroya yılbaşında zam geleceğini yeni öğrenmiş. Yakınıyor. Paha biçilmez siyah bir otomobil, beş para etmez birinin elinde kaldırımın tam ortasına park ediyor. Yayalar gıkını çıkarmadan etrafa savruluyor, herkes küfrünü içinden ediyor. Fi tarihinden kalma bir troleybüs bozulmuş, içinde yolcular çaresizlik içinde bekleşiyor. Trafik lambası kimsenin umurunda değil, tek şeride üç sıra yapmış arabalar birbirinin üstüne çıkmakla meşgul. Tam da durup, "Ne işimiz var bu cehennemde? Biz nereye koşuyoruz?" diye sorulacak zaman. Ama nerede o cesaret?
"şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin" Kırlar uzakta. Güneş çok çok uzakta. Şehirde hapis olduk, çıkamıyoruz. Moskova bir tarafından ‘insan' olarak gireni öbür tarafından, robottan hallice bir ‘şehrin insanı' olarak çıkaran makina. Gün bugün. Herkes arayı kapatmak için koşturuyor. Zenginliğin en alası ile yoksulluğu en fenası kol kola cirit atıyor Moskova'da. Şehir acımasız, insanları daha da beter. Bir avuç ışık, bir tutam masumiyet, bir kuş sesi arıyoruz. Bulamıyoruz. En son Yesenin'e sığınıp, uzak aşkların ve uzak kırların şarkısıyla birlikte dertleniyoruz: "Çoktan solup gitti başımdaki çalılık çoktan, Şarkıların zindanında işte çürümekteyim. Gönül sürgününde değirmen taşını mısraların, Döndür babam döndürmeye mahkum edildim. Islak süpürgesiyle yağmur süpürür Döküntüsünü kırlarda söğütlerin. Tükür yaprakları rüzgar, öbek öbek tükür! Ben de senin gibi bir serseriyim." |