|
Sonunda aylardır beklediğimiz, yolunu gözlediğimiz kar yağdı ve iki saat içinde Moskova, o bembeyaz örtüsüyle kaplanıverdi. Haftalardır herkesin dilinde aynı cümle vardı: “Böylesine ılık bir kışı tarih yazmadı, karsız yılbaşı, karsız kutsal vaftiz günü yaşanmadı.” Ama “Tatiana Günü” karsız kutlanmadı Moskova’da. Edilen dualar kabul edildi ve sonunda Moskova, yumuşacık bembeyaz kürkünü giydi.
Belki komik gelecek ama; nedense Moskova’yı aylardır temizlik yapan bir baca temizleyicisine benzetiyorum. Üstü başı pislik içinde, eli yüzü kurumdan simsiyah ve yorgunluktan bitkin düşmüş bir baca temizleyicisine. Her gün o gri, kir pas içindeki sevimsiz kıyafetlerini o da giymek istemiyordu belki; ama ne yapsın bacaları temizlerken tertemiz, pırıl pırıl parlayan bembeyaz kürkünü giyemezdi ki. Oysa o da güzel olmayı biliyordu, o da istiyordu sevenleri için süslenip püslenmek. İşte artık onun zamanı geldi, onun güzelleşme vakti geldi. Öncelikle o gıpgri kıyaftelerinden kurtuldu ve sıcacık bir banyoyla kendine geldi, içini ısıttı; kirinden pasından kurtuldu ve yüzünde gülücükler, “güneşler” açarak kendisinin en güzel kıyafeti olan yumuşacık ve bembeyaz kürkünü giyiverdi. Artık o da mutluydu, onu sevenler de; çünkü o bu kürkle güzeldi. O bembeyaz kürkünü giydikçe yüzündeki “güneşler” de eksik olmuyor ve onunla beraber yaşayanlar da daha mutlu oluyordu, aynı benim gibi. İşte benim Moskova’m sonunda güzel yüzünü gösterdi ve aylarca kalkmayacak beyaz örtüsüne bürünmeye başladı. O yumuşacık, yeni yağan karların üzerinde yürümek, basılmamış yerlere ilk olarak basmak ve adımımın izini çıkarmak nasıl bir zevk! Hele hele lapa lapa yağan karın yüzümün her noktasına düşmesine izin vermek ve her vuruşunda içime verdiği sıcaklığı ve kıpırtıyı yaşamak. Kedi patilerini andıran ağaç dallarıyla, bembeyaz pırıl pırıl kürkü sayesinde yüzüme verdiği ışığıyla, irmik helvası olmuş yollarıyla işte benim sevdiğim Moskova.
|