|
Günlerden çarşamba ve saat 23:00 civarı. Arkadaşlarımızla sözleştiğimiz yerde olmak için eşimle evden aceleyle çıkıyoruz; ancak arabaya biner binmez, bu acelemizin boşa çıkacağını anlıyoruz. Nedeni ise; eğimli ve dar olan sokağımızda iki arabanın, burun buruna duruyor ve bizim çıkışımızı engelliyor olmaları. Sokağımız, merkezde, Sadovaya Koltsoye’nin üzerinde iki yana park edilen ve tek arabanın giriş-çıkış yapabileceği eğimli bir çıkmaz sokak.
Ilk anda, gecenin o saatinde iki tanıdık arabanın karşılıklı birbiriyle sohbet ettiğini ya da iki inatçı keçinin birbirine yol vermediğini düşünüyoruz. Moskova’da uzun zamandır yaşıyor olmanın (göreceli olarak) bize öğretmiş olduğu bir sabırla sesimizi çıkartmadan sohbetlerinin bitmesini; birbirlerine yol vermelerini bekliyoruz. Ancak uzun bir bekleyişin ardından olayın hiç de düşündüğümüz gibi olmadığı ortaya çıkıyor. Önümüzde, yokuş yukarı duran arabaya dikaktlice bakmamızla şoför mahalinde kimsenin olmadığını, sadece arka tarafta oturan bir kişinin olduğunu görüyoruz. Yine istifimizi bozmadan arabanın sahibinin gelmesini beklerken sokağın diğer tarafında bekleyen araba artık dayanamayarak geri geri sokaktan çıkmaya karar veriyor. Biz de arkadaşlarımızın aramasıyla 15 dakikadır o arabanın arkasında beklediğimizin farkına varıyoruz. Üç beş kez kornaya basmamızla 50’li yaşlarda, belki daha fazla, iri yapılı, bir Rus apartmandan büyük bir sinir ve hışımla çıkıveriyor. Eşime öfkeli bir bakış atmasıyla arabasının bagaj kapısını açması, eline cop gibi bir demir parçasını alması ve bize doğru yürümesi bir oluyor. Gözlerim yuvalarından fırlayarak hemen kapıların kilitlerini kontrol ediyorum. Eşimden bir hareket çıkmayacağını anladıktan sonra büyük bir sinirle arabasına yönelip sokaktan çıkabileceği en yavaş hızla yokuş yukarı doğru çıkmaya başlıyor. Sokağımızdan kazasız belasız ve biraz da ürkmüş olarak çıkmayı başardıktan sonra Moskova’da, hatta tüm dünyada sıkça rastladığımız, Nasreddin Hoca’nın ünlü sözü “parayı veren düdüğü çalar” mantalitesinin bir başka yüzüyle karşı karşıya aldığımızı anlıyorum: “Suçluysan güçlü olmayı da bileceksin!”
|