|
Moskova art arda dünya cazının efsane isimlerini ağırlamaya devam ediyor. Roy Ayers, Laurent de Wild, Olivier Ker Ourio, Romane Trio gibi ünlü cazcılardan sonra bu kez de dünyanın en iyi bas gitaristi olarak gösterilen Kamerunlu caz şarkıcısı Richard Bona çok yakında Moskova’da muhteşem bir konser vermeye hazırlanıyor. Aynı zamanda doğaçlama cazın dünyadaki en güçlü isimlerinden olan şarkıcı, 19 Nisan Çarşamba günü “Mir” konser salonunda sahne alacak. Müzik yaşamı boyunca toplam 50 albüme imza atan Kamerunlu sanatçı, Afro-Küban cazın esintilerini, Brezilya’nın kibar melodilerini, rap’in enerjisini, Karayipler’in soğukkanlı ezgilerini ve Anglosakson popundan sesleri birleştiren duygu yüklü ve neşeli şarkılarıyla dinleyenleri kendine hayran bırakıyor.
Konserin biletleri www.parter.ru ve Moskova’daki tüm bilet gişelerinde. Bilet Fiyatları: 1000 ruble. Yer: “Mir” konser salonu Adres: Tsvetnoy Bulvar, dom.11, str.2 Metro: Tsvetnoy Bulvar Richard Bona kimdir? 1967’de Doğu Kamerun’da Minta adlı küçük bir kasabada doğan Richard Bona, ilk kez annesi ve dört kız kardeşiyle birlikte kilisede şarkı söylemeye başlamış. İlk enstrümanları ağaç flüt ve basit bir davul olan Bona, kendi yapımı 12 telli gitarı ile uğraştığı günlerde, büyük şehir Douala’ya taşındıktan sonra bir elektrik gitara sahip olmuş. Yaşamındaki ilk büyük dönüşüm, bir Fransız’ın bu şehirde caz kulübü açmasıyla gerçekleşmiş. Kulüp sahibi bu genç yerel yeteneği duyar duymaz, caz hakkında bir şey bilmeyen bu gence bazı enstrümanlar alıp, tüm gün otelde müzik çalışma imkanı sunarak 500 parçalık caz plağı koleksiyonu hediye edince, caz öğrenmeye başlamış Bona; pek çok şeyi öğrenerek caza açıldığı kapı, Weather Report’un efsanevi basçısı Jaco Pastorius’un kendi adını taşıyan 76 tarihli ilk albümüydü. 1989’da 22 yaşındayken Paris’e taşınarak, kemancı Didier Lockwood ve gitarcı Marc Ducret ile çalışmaya başladı. Tekniği rafineleşerek gelişiyordu. Onu ilk keşfedenlerden kondüktör-aranjör Gil Goldstein tarafından şık bir davet almış, derinlikli soul vokalini sergileyerek orkestrasının belkemiği olmuştu. Bu müzikal yaşamındaki en önemli patlamaydı. Bona, 95’te New York’a geldiğinde, popüler müzik çalıyordu. Yeteneği daha ilk dinlenişte kavranabilir cinsten olduğundan, tüm dikkatleri üzerine çektiğinde, çoktan gitarcı Larry Coryell, Mike Stern, Pat Metheny, klavyeci Joe Zawinul, Herbie Hancock, Chick Corea, Jacky Terrasson, Bob James, saksofoncu Sadao Watanabe, Branford Marsalis, David Sanborn, kemancı Regina Carter, şarkıcı Bobby McFerrin ve trompetçi Randy Brecker’in gibi dev isimlerin side-man’i olmuştu bile. Bunlarla yetinmeyen lider ruhlu genç Kamerunlu müzisyen, kendi coğrafyasının bahşettiği nimetleri de sergilemeye başladı. Bona sanatına kültürel köklerini doğrudan dahil eden biri; müzisyen olan büyükbabasıyla büyürken, arka planı müzikle beslenmiş hikayelerle kulağı dolmuş. Kendisine miras kalan hikaye anlatıcılığı, (story-telling) müziğinde önemli bir yer tutar; dini-bütün birisidir ve hikayelerini kavgasız, savaşsız bir dünya kurmak için çalışan bir peygamber tavrıyla anlatır.
Joe Zawinul ile tanıştıktan sonra, Zawinul Syndicate’e katılarak dünya turnesine çıkan Bona , bir süre Harry Belafonte için müzik direktörlüğü yaptı. Büyük bir klüpte Jaco için Tribute performansları sergiledi. Kendi Afrika kökenli orijinal parçalarının arasına, ‘Liberty City’, ‘Continuum’, ‘Opus Pocus’ ve ‘Portrait of Tracy’ gibi Jaco klasiklerini serpiştirerek çaldı. Hemen ardından solo albüm çalışmalarına odaklandı. Bona, “Melodilere makyaj yapmam; müziğim kalpten gelişi, Kamerun’da yetişmiş olmamla açıklanabilir, içerden gelen duyguları hissederim, notaya dökerim. Şarkılarım yeryüzünü ve insanlığı korumak içindir, bunlar sadece benim değil tüm insanlığın şarkılarıdır” diyor. (Cumhuriyet gazetesi arşivinden)
|