|
Merak ettim, bu Kiril ismi nerden geliyor diye ve adını bir Yunan keşişi olan Aziz Kiril’den aldığını ama alfabenin gerçekte onun tarafından geliştirilip geliştirilmediğinin de kesin olarak bilinmedigini öğrendim. Kiril alfabesi, Yunan alfabesi esas alınarak hazırlanmış ve Aziz Kiril Yunancada var olmayan bazı Slav seslerini de bu yeni alfabeye ilave etmiş. Ve bu 33 harflik Kiril alfabesi karşımızda duruyor. Bilge Çetinkaya Sahutoğlu’nun yazısı:
Dillerin geçmişten günümüze bir tarihi vardır ve bence farklı kültürlerin kaynaşma noktasıdır dil. Şematik olarak ifade edilen mevcut dil grupları ve alt kolları dışında, çeşitli efsaneler ve inanışlar doğrultusunda, herkes için değişiklik gösterecek çıkış noktaları da var: Hindulara göre dili Tanrı İndra, İskandinav mitolojisine göre ise rünik alfabeyi bulan Tanrı Odin yaratmıştır.Tevrat'ta, başlangıçta bütün dünyanın "dilinin bir, sözünün bir" olduğu belirtilir. Ama insanlar gökyüzüne ulaşacak bir kule (Babil Kulesi) yapmaya kalkışınca Tanrı onların dillerini böler ve böylece ortaya, birbirlerini anlamalarını önleyen çok sayıda dil çıkar. İnançlarda da, yazıyı ve dili Âdem'e veren Tanrı'dır. Günümüzde kaç dil konuşulduğu tam olarak ifade edilemiyor. Bazı araştırma sonuçlarına göre 3 bin ile 5 bin arasında ama işin içine bir de lehçeleri katarsak konu son derece derin. Ayrıca, Bask dili gibi, zaman içinde kaybolan dilleri de unutmamak lazım. Sonuç olarak dil, bir şekilde geçmişten günümüze gelişim süreci geçirdi ve Altay dilleri ailesine mensup olan Türkçeden farklı olarak, Hint-avrupa dil grubuna ait dillerden biri var karşımızda: Rusça. Alfabesi, bizim şu meşhur Kiril Alfabesi. Merak ettim, bu Kiril ismi nerden geliyor diye ve adını bir Yunan keşişi olan Aziz Kiril’den aldığını ama alfabenin gerçekte onun tarafından geliştirilip geliştirilmediğinin de kesin olarak bilinmedigini öğrendim. Kiril alfabesi, Yunan alfabesi esas alınarak hazırlanmış ve Aziz Kiril Yunancada var olmayan bazı Slav seslerini de bu yeni alfabeye ilave etmiş. Ve bu 33 harflik Kiril alfabesi karşımızda duruyor. Sınırların azaldığı dünyada, bir yarış içinde anadiline ikinci üçüncü dili ilave etmeye çalışanlar da az değil. Moskova’ya geldiğimde bir arkadaşımın eğitim verdiği kursu ziyaret etmiştim. Türkçe öğrenen Rus bayanları görünce ne yalan söyleyim şaşırmıştım. Dünya da o kadar küçüldü ki artık her ülke insanı her yerde ve bu bahsi geçen ikinci dil mecburiyeti ister istemez ortaya çıkıyor ve çıkmak zorunda. Türkçe dersinden sonra da aynı derslikte diğer ögrenciler için Çince dersi başlamıştı. Önceleri İngilizce yeterli, dünyada geçerli dil deniliyordu ama yakın ya da uzak gelecekte Çincenin olmazsa olmaz bir dil olacağını düşünsek ya da Rusçanın ya da ya da… Kendi ülke sınırlarımız dısında yaşadığımız her yerde karşılıklı bir iletişim içn, o üke dilini anlamaya ve öğrenmeye çalışmak tek şart. Düşünülebilir ki zor ve asla çözülemez bu Rusça. İlk adım ve başlangıçlar zordur tezinden yola çıkarsak biz Moskovalı Türklere biraz sabır ve azim gerekecek. Bir dili ana dilimiz kadar aktif kullanabilmek için mümkünse çocukluktan başlayan bir süreç gerekiyor. Hatta anne babalara özellikle tavsiye edilen 5 yasına kadar çoçuklarına ikinci bir dili öğretmeye çalışmaları. Eğer ki kendileri bu dile hakim değilse öğretilmek istenen dilde şarkılar hikayeler ve şiirlerin çocuklara, henüz algılama ve öğrenmeye açık oldukları bu yaşlarda düzenli olarak dinletilmesi. Hazır Moskova’da yaşıyorken ister öğrenir ister öğrenmeyiz ama karar vermeden önce dilin yaşamın, paylaşmanın ve anlaşmanın temel araçlarından biri olduğunu hatırlayalım! Yeni gelenlere hevesleri kaçmadan ve fazla geciktirmeden adım atmalarını, geç kaldığını düşünen ve kararsız kalanlara da daha fazla gecikmeleri için bir sebep olmadığını ve hayatın içine daha da katilmalarını şiddetle tavsiye ediyorum! Çoğumuz yıllarca hep erteledik ve hevesimiz kaçtı belki ya da diyoruz ki "Dil öğrendikten sonra nefes alışımızda bir değişiklik mi olacak nasıl olsa bu zamana kadar böyle de yaşadık". Evet her haliyle yaşadik yaşayacağız ve yaşarız zaten ama biz bu haliyle hayatı mı yakaladık yoksa hızla akıp giden hayat treninin vagonuna bir kolumuzla düşmeyecek şekilde asılı mı kaldık? Kararı siz verin ve biz esprili bir sözle bitirelim: "Başlarınız, düşünceler yön değiştirebilsin diye yuvarlaktır."- Francis Picabi |