|
"Eskiden o kadar çocuğa nasıl bakmışlar?" sorusunun arada bir, ister istemez akıllardan geçtiğini, çocuğu olanlar daha iyi bilirler. İşte o zaman yanınızda tesadüfen bir büyük oturuyorsa, o da "Bizim zamanımızda..." diye başlar ve "Zamane çocukları…" diye bitirir örneklerini. Hoştur aslında dinlemesi, zamanda yolculuk yapar gibi olursunuz, hatta kendi çocukluğunuzdan bazı anılar bile canlanır gözünüzün önünde. Zamanın ve yaşam şartlarının değiştiğini tekrar anımsarsınız.
Maddi ve manevi birçok fedakârlık isteyen çocuk yetiştirmek, küçümsenecek bir iş değildir. Daha doğmadan ailenin odak noktası olmayı başaran çocuk, ileride çiftin günlük hayatinin seyrinden, sosyal yaşantısına kadar uzanan birçok alanda radikal değişikliklere yol açar. Özellikle annelerin enerjilerinin büyük bir kısmı bu alana akmaya başlar. Çalışıyor ise, kariyeri ve çocuğu arasında seçenek yapma gibi bir iç çatışma yaşayabilir. Babada sorumluluk duygusu artar, buda en çok iş hayatına yansır. Bu arada alışılması gereken, beklenmedik bir görüntü ortaya çıkabilir, esin paylaşılma zorunluluğu gibi.
Üzerinde konuşulmaya genelde çekinilen bu gizli kıskançlık çocuğa karşıdır ve annelerde de olabildiği kadar, daha çok babalarda görülür. Açık bir şekilde dile getirilip, çözüm aranmadığı takdirde, bu durum uzun vadede ciftin arasında ciddi sorunlar yaratabilir.
Çocuk yetiştirmenin; giydirip, yedirip, uyutup, gezdirmekle bitmediğini, çocuklarımız bize en geç inat dönemlerinde öğretirler. İlk olarak yaklaşık iki yaş civarında kendini gösteren bu yoğun dönem, çocuktan çocuğa farklı seyretse de, birçok anne babayı çaresiz durumda bırakır. O zaman tekrar sorulur “Eskiden insanlar o kadar çocuğa nasıl bakmışlar” diye ve “Biz annemiz höt dedi mi…, babamız yan baktı mı…” diye cevaplar alırız. Anlatılanlardan ve hatta kendi yaşadıklarımızdan, o zamanlarda daha çok otoriter eğitimin ağır bastığının farkına varırız.
Kural, disiplinin ve cezanın ön planda geldiği, hatta tek unsur olduğu bu eğitim seklinin modasının geçtiğini, bilinçli her anne baba bilir. Bu yüzden çocuğunu daha çağdaş ve daha sağlıklı eğitmek isteyenler eskilerin tavsiyelerinden çok, kitap ve uzmanlarda cevap aramayı tercih ederler. Buda içinde bulunduğumuz bilgi çağında sanıldığı kadar kolay bir iş değildir.
Özellikle son 40 sene içerisinde, yani 68li kuşaktan bu yana çocuk eğitimi konusunda birçok araştırmalar yapılarak, bir sürü değişik teoriler yazılmıştır. Bu teorilerin değindiği iki ana unsur vardır: Sevgi ve yönlendirme. İyi ve sağlıklı bir eğitim, bu iki faktörün ayni oranda uygulanması demektir. Otoriter dediğimiz eğitim şekli, sevgi faktörünün arka planda olanıdır. Sevgi faktörünün daha ağır bastığı eğitim sekline de permissiv denilir. Bu eğitim şeklinde ise çocuk, yaşadığı aşırı korumadan dolayı, zorluklarla mücadele etmede, sınırları ve kuralları öğrenmede zorlanabilir. Hatta yerine göre, anne babaya hükmetmeye başlayabilir.
Kısacası çocuğa karşı olabildiğince sevecen, ama gereğince de sert oluna bilmeli.
Çocuğun dünyasını anlayıp, onu paylaşmak, överek özgüven vermek, cesaretlendirmek, dinlemek ve onunla konuşmak; diğer taraftan ise gerekli sınırları, kuralları koyup, uygulamak iyi bir eğitimin ana hatlarını oluşturmaktadır.
İçiniz rahat olsun, yapılan araştırmaların sonuçları, günümüzde eskiye nazaran çocukların daha bilinçli eğitildiğini ortaya koymuştur. Büyüklerimiz de bu yüzden olsa gerek, arada bir "Bunlar büyümüş de küçülmüşler“ demekten kendilerini alamazlar.
Kadriye Saraçoğlu
Mail:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
http://www.psikoterapi-moskova.com
2.3.2010 |