“Dinle Türk! Korkma, nasıl olsa bir şey anlamayacaklar”

Araştırmacı yazar Rasim Dirsehan Örs, Moskova’da yayımlanan Kompas-Pusula dergimizde “Türk şiirine Rus katkısı: Mayakovski” başlığı ile önemli bir dönemin perdesini aralıyor. Rus arşivlerinden ve farklı kaynaklardan derlediği bilgilerle, Vladimir Vladimiroviç Mayakovski (1893-1930) ile Nazım Hikmet ilişkisini, dostluğunu, sanatçı etkileşimini ve keyifli anıları anlatıyor:

Hiç şiir yazmış mıydınız?

Büyük olasılıkla, kendinizi bilmeye başladığınız günden bu yana, hiç olmazsa birkaç dize aklınızdan, gönlünüzden geçmiştir. Peki, eğer pek öyle vezne ve kafiyeye özen göstermeden, kendi bulduğunuz bir ritim içerisinde yazdıysanız, bu dizelerinizde bir Rus şairinin de rolü olması ihtimalinden söz etsek?

“Hangi şair? Ne alaka?” dediğinizi duyar gibi oluyoruz. Öyle ya, taa kaç zaman önce, memleketin kim bilir hangi köşesinde, içinizden gelenleri döktüğünüz bir kağıtta, böyle bir şey nasıl olabilir?

O şair, Moskova’da, Triumfalnaya Meydanındaki anıtta hatırası yaşatılan, ismi pek çok yere verilmiş Mayakovski’dir. “Ne alaka” olduğunu ise birlikte anlamaya çalışalım…

Mayakovski Türkiye sınırında

1917 Bolşevik Devrimi sonrasında Sovyet Rusya dünyanın ilgi odağı olmuştur. Yeryüzünün dört bir yanından pek çok genç “geleceğin dünyasını kuracak” bu rüya ülkeyi görmek için buraya akın etmektedir. Bunların arasında 19 yaşındaki Nâzım Hikmet de vardır.

İstanbul’un dış güçlerce işgal edilmesi üzerine, Nazım Hikmet ve birkaç arkadaşı önce Kurtuluş Savaşına katılmak üzere Anadolu’ya geçerler, daha sonra Moskova’da okumaya karar verip, Kafkaslar üzerinden Rusya’nın yolunu tutarlar. Yıl 1921’dir.

Ancak yolculuğun hemen başlarında, Gürcistan’da, Batum’da, bir Rus gazetesinde, sütun biçiminde, yer yer merdiven basamakları şeklinde yazılmış şiirler görürler. Nâzım o günlerde, Türkiye’de geleneksel ölçü ve kafiye düzenleri içinde yazmakta olduğu parlak şiirleriyle dikkatleri çekmeye başlamış genç bir şairdir. Bu şiirlerin neden bu biçimde yazıldığı sorusu, aklına takılır. Rusça bilen bir arkadaşları, bu şiirleri okur fakat bunların çevrilmelerinin olanaksız olduğunu söyler. Bunlar Mayakovski’nin şiirleridir.

“Herkese sövermiş gibi konuşan adam”la Moskova’da tanışma

Bu biçimde bir şiirin nasıl olabileceği konusu o günden itibaren kafasını meşgul etmeye başlayan Nâzım, Moskova’ya vardıktan birkaç ay sonra bu merakını giderecektir. Hem de bizzat onları yaratan kişinin ağzından dinleyerek.

Bir arkadaş toplantısına davet edilen Nazım’ın dikkatini, küçücük bir odada toplanmış bir sürü insanın birbirine karışan sesi arasında görkemli, gür hepsini bastıran bir ses çeker. İriyarı, geniş omuzlu, saçları usturayla kazınmış bir adamın sesidir bu. Nâzım’ın “Sanki herkese sövüyormuş gibi geldi bana” diye anlattığı bu kişi Mayakovski’nin ta kendisidir.

O zamanlar 27-28 yaşlarındaki Mayakovski , “Ekim Devriminin Şairi” olarak, Rusya dışında da geniş üne kavuşmuş bir ozandır. XX. Yüzyılın en büyük, dâhi şairi olarak tanınmaktadır.

Mayakovski Nâzım’a hemen bir arkadaşın arkadaşına, bir ağabeyin kardeşine davrandığı gibi davranmaya başlar. Nazım’ın Rusçayı kötü konuşmasına, birbirlerini doğru dürüst anlayamamalarına karşın, ona gerçek bir dost olur. Nâzım onun hep kapısı açık olan evine ziyarete gitmeye başlar.

Moskovalıların karşısına ilk çıkış ve en büyük destek

Mayakovski gibi bir devin, gurbetteki çiçeği burnunda Türk şairine verdiği en anlamlı destek, 8 Mart 1923 tarihinde, Politeknik Müzesi salonundaki bir gece toplantısında olur.

Ünlü şairin de şiirlerini okuyacağı bu gece, genç şair Nâzım’ın Moskovalıların karşısına ilk ciddi çıkışı olacaktır. Salon hınca hınç doludur. Şiirlerini Türkçe okuyacak da olsa, sahneye çıkmadan önce Nâzım heyecandan oldukça gergindir. Mayakovski onu şu sözlerle yatıştırır: “Dinle Türk,” der, “korkma, nasıl olsa bir şey anlamayacaklar, rahat ol, çık şiirini dilediğin gibi oku!..”

Genç Nâzım, Mayakovski ile Pravda gazetesinde

“Devrim ve Edebiyat gecesi” olarak tanıtılan bu geceyle ilgili haberler, daha sonraki günlerde Pravda gazetesinde yayımlanır. Mayakovski’nin “Üçüncü Enternasyonal”, “Eyfel Kulesiyle Konuşmalar” ve “Sol Marş” adlı şiirlerini okuduğu, Nâzım’ın da “Pantolonlar ve Eteklikler” ve “Yeni Sanat” adlı şiirlerini okuduğu aktarılmaktadır.

Bundan sonra iki kez daha, üniversitede Nâzım, bu yüzyılın en büyük şairi saydığı isimle birlikte sahnede şiir okuma şansını bulacaktır. O günleri anarken, “XX. yüzyılın bu en büyük, dâhi şairi yardım etti bana.” demektedir.

Mayakovski Nâzım’a neden “Dönek Türk” dedi?

Bazı görüş ayrılıkları olsa ve yolları zaman zaman ayrılsa da, dostlukları hep sürer. Bu ters düşmelerden birisi “fütürist”- “konstrüktivist” tartışmalarında yaşanır. O zamanlar Rusya’da pek çok edebiyat okulu vardır. “Fütürist”lere yakın olan Nazım, birisinden fütürist’lerin psikolojiyi inkâr ettiğini işitir. Bu hoşuna gitmez ve konstrüktivistlere katılır. Bunun üzerine Mayakovski, bir süre “dönek Türk” diye Nazım’ı kınar, fakat gene de bu dostluklarını bozmaz.

Hep kışkırtmalarla mücadeleyle geçen bir yaşam

Pek çok çevreden önemli eleştiriler alan ve hedef gösterilen Mayakovski, canını sıkacak bir sürü şeyle karşılaşmaktan da zaman zaman yorgun düşmektedir. Bunlardan bazılarını Nazım’la paylaşır.

Bir keresinde, Tverskaya Bulvarı’nda, her yazarın kendi kitaplarını sattığı bir kitap paza­rında, Mayakovski’yle karşılaşan Nazım, onu nerdeyse ağlamak üzereyken görür. Büyük bir hayal kı­rıklığı içindeki yazar, gözlerinde birikmiş yaşlarla “Görüyor musun,” der, “ne yaptılar bana; kitabımı vitrine bile koymamışlar…”

Nâzım Mayakovski’nin en çok hangi kitaplarını sevmişti?

Nâzım, 1950’li yıllarda, kendisine sorulan “Mayakovski’nin kitaplarından en çok hoşunuza gi­denler hangileridir?” sorusuna şu yanıtı verir: “ Sevgilinin gözlerini mi, yoksa burnunu mu seviyor­sun sorusunu nasıl yanıtlamalı? Mayakovski’yi tepeden tırnağa severim ben… O öylesine büyük bir şairdir ki, onunla karşılaştırıldığımız­da, biz çağdaş şairler, hepimiz küçük kalırız. O, öğretmenimizdir bizim ve kişisel olarak benim. Pablo Neruda, Louis Aragon, dünyanın bütün dürüst şairleri aynı şeyi söyleyeceklerdir: o, öğretmenidir onların.”

Nâzım’ın hece vezninden ayrılış ânı- Türk şiirinde yeni bir dönemin açılışı

Peki Mayakovski’yi öğretmeni olarak kabul eden Nâzım, nasıl etkilendi, ondan gördüğü neleri uyguladı, diye araştırmaya başladığımızda, ilk gördüğümüz, Türk şiirinde o zamanlara kadar hüküm süren vezin ve kafiye ile yazmaya son verip, serbest şekilde yazmaya başlaması, oluyor. İlk örneklerini Nazım Hikmet’in şiirlerinde gördüğümüz bu yeni yazma tekniği, onun etkili dili ve kullanımıyla Türk edebiyatında da yankı uyandırıp, bugünlere kadar uzanan yeni bir dönemi başlatıyor.

Söz konusu bu ilk şiirler de gene Moskova’da, Mayakovski anıtına oldukça yakın bir yerde, Nazım’ın kalmakta olduğu öğrenci yurdunda yaratılmışlardır.

Ünlü şairin etkisiyle şiirdeki şekil arayışlarında yeni bir döneme adım atan Nâzım, “-Eski usül vezinle kafiyeye paydos!” diye haykırarak yurt odasındaki arkadaşlarına, bu yeni şiir şekliyle yazmış olduğu ilk dizelerini heyecanla okuduğunda, sene 1922’dir.

“Açların Gözbebekleri” başlığını taşıyan ve kendilerinin Moskova’ya yolculukları boyunca gözledikleri, etkilendikleri manzaraları konu alan bu şiir, artık herhangi bir vezne sırt çeviren bütün şairler için yeni bir yolun başlangıcı olacaktır.

Nazım’ın kendi şiiriyle Mayakovski’nin şiiri arasında ortak olarak gördüğü ve görmediği şeyler

1920’lerde karşılaştığı Mayakovski ile şiirde ortak olan ve olmayan noktalarını, 1950’lerde, artık dünya çapında ünlü bir şair olan Nâzım Hikmet şöyle açıklar:

“Başlangıçta, Rus dilini de henüz iyi bilmediğim sıralarda, şiirlerini anlayamıyordum. Şimdi de hepsini anlayabiliyor değilim. Fakat, basamak biçimindeki dizelerini taklit ediyordum. Düşün­celerini her zaman böyle yazdığını sanıyor, ben de kendiminkileri aynı biçimde yazmaya çalışıyordum. Ancak bana müsvette defterlerini gösterdiklerinde, her zaman ille de basamak biçi­minde yazmadığını gördüm. Demek, iş daha karmaşıktı…

…Mayakovski’nin şiiriyle benimki arasında ortak yan­lar; ilkin, şiir ve düzyazı, ikincisi, çeşitli türler (lirik, yergisel vb.) arasındaki kopukluğun aşılması; üçüncüsü, şiire siyasal di­lin sokulmasıdır. Bununla birlikte, farklı biçimler kullanıyoruz onunla. Maya­kovski öğretmenimdir fakat onun yazdığı gibi yazmıyorum ben… Moskova’da öğrenim gördüğüm dönemde, Mayakovski gi­bi bir tribün şairiydim ben de. Bir nefesli sazlar orkestrası gibi ses veriyordu şiirlerim. Topluluk önünde okuyordum onları.

Sonra, Türkiye’de, bir tek kez şiir okuyabildim topluluk önünde. Bir iki kişiyle konuşabiliyor, şiirlerimi ancak kulakları­na fısıldayabiliyordum. Bu nedenle yumuşak sözcükler bul­mam gerekiyordu. Hapisteyken halktan insanlarla, benim gibi özgürlükten yoksun bırakılmış bu insanlarla yakınlaştım. Şiirlerimi onlara okuyordum. Şimdi yine geniş dinleyici kalabalığına seslenebiliyorum. Şiirin bütün türlerinden ve olanaklarından yararlanmak gerekir.”

Neden Mayakovski’nin şiirlerini aktörler okuduğunda daha iyi anlıyordu?

Bu konuda Nazım şunları söylüyor: “ Mayakovski makamla okurdu şiirlerini. Ben de öyle okur­dum başlangıçta. Aktörler Mayakovski’yi okuduklarında iyice anlıyorum onu. Buna karşılık, kendim okuduğumda, anlayabil­mem çok güç. Sanıyorum, onun şiirlerinin bir eksikliğindendir bu. Türkiye’de işçiler : ‘Şiirlerini sen kendin okuduğunda anlı­yoruz,’ demişlerdi bana… Fakat orada yüksek sesle şiir okuma olanağı çok azdı. Ben şiirlerim tumturaklı (deklamasyonlu) okun­madan da okuyucuya ulaşsın istiyorum.”

Mayakovski’nin ölümü –

Ekim Devrimi’nin bu en güçlü şairi 1930 yılında genç yaşta İntihar ederek. Hayatına son verir. Rusya’dan üç yıl kadar önce Türkiye’ye dönmüş olan Nazım Hikmet, onun anısına, Resimli Ay dergisinde, “Süleyman” adıyla bir yazı kaleme alır. Bu yazıda ozan eski dostu ve hocası hakkında özetle şunları söylemektedir:

Nazım’ın ustasının ardınan yazdığı yazı:
“Muazzam Şair Mayakovski Neden İntihar Etti?”
“İnsanlık büyük bir insan kaybetti. Dünyanın en büyük inkilabı çok kuvvetli bir şiir üstadından mahrumdur bugün. Şiirlerini Rusça yazan fakat hemen hemen her dilde tercümeleri yapılan Mayakovski isimli büyük şair, büyük mücahit ve büyük insan kendi eliyle canına kıymıştır.
Mayakovski’nin intiharı etrafında birçok dedikodular yapılıyor ve yapılacaktır. Çünkü o hayatında, arkasından manasız bir “Allah rahmet eylesin” dedirtecek gibi yaşamamıştır…

Mayakovski’nin hayatı mütemadi bir kavga seyrinden ibarettir. Hayatlarında dövüşenlerin isimleri, ölümlerinden sonra da, sağ kalan düşmanlarıyla kavgada devam ederler. Mayakovski’nin arkasında kalan ismi ve eserleri daha uzun seneler büyük inkılabın düşmanlarıyla çarpışacaktır.”

Mayakovski’nin Devrimin en güç zamanlarında, kollarını sıvayıp, dev gibi cüssesiyle iş başına geçtiğini, şiir yazdığını, propaganda resimleri yaptığını, 3 sene zarfında 500 propaganda levhasını tek başına resmedip, şiirlerini de yazdığını belirten Nazım, “Mayakovski niçin intihar etti?” sorusuna en doğru cevabı Rus şair Demyan Bedni’in şu şekilde verdiğini belirtiyor:

“Ağır bir hastalık, tesadüfi bir yalnızlık ve şahsi bazı ıstı­rapların birleştiği bir anda, eski, ferdiyetçi insiyaklar harekete geldiler. Eski Mayakovski, yeni Mayakovski’yi zayıf bir anında yakalayıp öldürdü…”

Mayakovskinin ölümünden evvel bir mektup bırakıp, bu mek­tubunda: “İntihar hiçbir şeyi halletmez… Vatandaşlarıma bu işi kati­yen tavsiye etmem,” dediğini de nakleden Nazım, sözlerini şöyle noktalıyor: “Bu mektup yeni Mayakovski’nin, eski Mayakovski’nin eliy­le ölürken bile vatandaşlarına verdiği mükemmel bir ‘hayata2, ‘yeniye’, ‘yarına’ inanma dersidir.”

Ülkelerimiz arasındaki dostluk ve anlayışın gelişmesine katkıları olmuş herkesi saygıyla anıyoruz.

RASİM DİRSEHAN ÖRS

KAYNAKÇA

Krokodil

Benedikt Sarnov, “O vardı ve hep var olacak” (Vladimir Mayakovskiy- Antologiya Satiri i Yumora Rossi XX. Veka”

Lev Kassil “Mayakovskiy sahnede” Vladimir Mayakovskiy- Antologiya Satiri i Yumora Rossi XX. Veka”

Nikolay Svanidze, “İstoriçeskiye Hroniki”

Aleksandr Fevralskiy,“Nâzım Hikmet’le Mayakovskiy üzerine bir konuşma” ( “Zapiski Rovesniki Veka”- YKY, Yazılar-6)

Nâzım Hikmet, “Muazzam Şair Mayakovski neden intihar etti?” (Resimli Ay Tem. 1930,YKY, Yazılar-1)

Vâlâ Nureddin, “Bu dünyadan Nâzım geçti”

Ataol Behramoğlu, “Çağdaş Rus Şiiri Antolojisi”

Ekber Babayev, “Nâzım Hikmet kendi şiirini anlatıyor” (Bütün Eserleri 1- Sofya 1976-YKY, Yazılar-6)

Vera Tulyakova Hikmet “Bahtiyar ol Nâzım”, YKY , 1. Bas., Şub.2008

“Vera Tulyakova Hikmet (Anna Stepanova) “Posledniy razgavor s Nazımom”, Moskova“Vremya,2009

Share Button