“Biz de çok sıkılıyoruz”

AYSUN YANGIN’ın “Rusya macerası” notları devam diyor: “Yabancı bir ülkede yaşamanın en büyük zorluklarından biri de kısa sürede arkadaşlıklar kuramamak sanırım. Hani ev gezmesi yapabilecek kadar ya da birlikte sinemaya gidilir, yürüyüş yapılır, ne bileyim film izlenir, oyun oynanır cinsinden.

St.Petersburg’da ilk ev gezmemizde, evin misafirperver hanımı-ki kendisi şimdi çok sevdiğim bir arkadaşım olur- bize “Daha sık görüşelim, biz de çok sıkılıyoruz.” demişti ve biz henüz sıkılıyoruz dememiştik. :) Yani sıkıntımız o kadar ortaktı ki, söylemesekte, birbirimizi konuşturmaz ve hiç susmaz halimizden anlaşılıyordu elbette.

Hâl böyleyken Moskova için hazırlıklıydım. 5 yelek, 3 hırka ve 7 kazak örecek kadar yünüm, en az iki oyuncak bebek yapacak kadar elyafım, iki model etaminim ve kitap okumak için kindle’m vardı. Fakat içimdeki anlatma isteği geçmediğinden akşamları eşim eve geldiğinde ona gün içerisinde yaşadıklarımı en ince ayrıntısına kadar anlatıyordum.

Akşamları benim hali hazırda olan 3000 kelimem ve eşimin kalan-o da benim güzel hatrıma- 30 kelimesi… Bir süre sonra baktık ki süreç böyle o kadar da eğlenceli gitmiyor. Biz de İstanbul’da yaptığımız gibi akşamları yürüyüşe çıkmaya başladık. Moskova’nın hava sıcaklığı; 2 içlik, bir kar pantolonu, polar bir sweat, bere, uzun şişme bir mont, kalın botlar ve içi pufidik eldivenlerle yürünebilecek kadar iyi. :) Çok ciddi söylüyorum. Bu gerçekten iyi hava koşulları. Rüzgar yok en azından. Mesela kesinlikle karlı havaları kaçırmamaya çalışıyoruz. O kadar güzel yağıyor ki.
Yürürken ıslanmıyorsunuz, sanki pamuk taneleri düşüyor gibi. Yerdeki dokusu da müthiş. Sonra burada güneşi kışında görebiliyorsunuz çok şükür. Gezilecek çok yer, yapılacak çok aktivite var. Tabii ki bunların hepsi için yeterli zamana da ihtiyaç var. Çoğumuzda maalesef bu yok. Yani eşlerimizin mesai saatleri biraz uzun olduğundan çoğu zaman burayı yaşamaya fırsatımız olmuyor maalesef.

Moskova’nın parkları da ayrı bir güzel. Bazıları park değil orman kıvamında. O kadar büyük ki, parkın batısından doğusuna yürüyerek ortalama 1,5 – 2 saatte gidiyorsunuz. Bazılarının içinde kayıkla gezebileceğiniz göletler mevcut. Dönme dolaplar ve buz patenleri de cabası. Hatta bir tanesinin içinden tramvay geçiyor.
Rusya’da uzun yıllardır yaşayan bir abimiz fırsat buldukça gezin demişti. Buranın parklarını gezin, kafe ve restoranlarına gidin, sokaklarında yürüyün, tiyatroya, operaya gidin. Fırsat buldukça burayı yaşayın demişti. Biz bunun için çok çabalıyoruz.

Dipnot: Türkiye’deki arkadaşlarımla telefonla konuşabilirim elbette. Fakat telefonla konuşmaktan maalesef nefret ederim (eski işimin oluşturduğu bir duygu olsa gerek). Telefonla konuşma biraz uzadıkça sanki beni o kutuya hapsediyorlarmış gibi hissederim. Bu yüzden de pek tercih etmem. Zaten en güzeli de karşılıklı çay içerek yaptığımız sohbetlerdi sanki. Sevdiklerime 2852 kilometre uzakta olduğum bir ülkede yapabildiğim en iyi şey; birlikte yaptığımız besteleri, oynadığımız kağıt oyunlarını, çatıda ettiğimiz sohbetleri, kavgalarımızı ve birlikte attığımız kahkahalarımızı hatırlamak.

Share Button