Çaykovskiy’den bir Türk piyanist geçti! Bal Ertürk’e alkışlarla…

METİN UÇAR’ın kaleminden: Tarih 19 mayıs… Saat 15.00’e yaklaşıyor. Moskova’nın ünlü Çaykovskiy Konservatuarı’nın Küçük konser Salonu’nunda oturuyorum. Siz adının küçük olmasına bakmayın. Rahmaninov, Haçaturyan gibi klasik müziğin devlerinin altın madalya ile bitirdikleri bu müzik mabedindeki salon, adına yakışmayacak kadar görkemli. Sahnede iki adet kuyruklu piyano. Arkada dev bir organ. Küçük Salon’un sandalyeleri, evet evet koltukları değil, sandalyeleri kaliteli masif ağaçtan yapılmış ve son derece rahat. Başımı ister istemez tavana kaldırıyorum. Tüm tavana yayılmış dev bir fresko. Müzisyenler betimlenmiş. Birkaç fotoğrafını çekiyorum. Küçük Salon sessiz. En önde oturmuyorum ama önümde kimse de oturmuyor. Çünkü salondaki beş, altı kişiden biriyim. O beş altı kişiden biri de az sonra sahneye çıkacak olan ‘insan tatlısı’ bir kızın annesi.

Umarım anlatmak istediğim bu olaydaki gerilimi, dramatizmi hissetmişsinizdir. Belki ne olduğunu anlamamış da olabilirsiniz. Boş bir salon. Sadece birkaç seyirci. Ha! Bir kişi daha var. Hemen arkamızda, tepemizde duran balkonda oturan birisi bu. Aşağıdan kim olduğunu görmek mümkün değil. Sadece sesini duyuyoruz.

– Lütfen çağırınız!

Bu, annesi ve üç, dört kişinin kendini dinlemeye geldiği genç kızın sahneye çıkması için yapılan davet. Kuyruklu piyanoların arkasında açılan bir kapıdan siyah, olayın ciddiyetine uygun bir şekilde zarif kıyafeti ile bir genç kız giriyor. Kuyruklu piyanonun yanına geldiğinde sessizce eğilerek salonda bulunanları selamlıyor. Kimseden çıt çıkmıyor. Çünkü öyle talimat aldık. Ne öncesinde ne de sonrasında çıt çıkarmak yok. Ne alkış ne de bravo! Genç kız yanında duran ‘DEV’ kuyruklu piyanonun karşısına geçiyor. Yerine oturuyor. Kendisinden önce diğer bir genç kızın, boyundan dolayı aşağı indirdiği oturağın yüksekliği ayarlıyor ve rahat bir oturma pozisyonu alıyor. Önce iki elini de dizlerinin üzerine koyuyor. Belli ki konsantre oluyoruz. O da biz de.

Ardından o muhteşem salonu dolduran notalar geliyor. Genç kızımız adını bilmediğimiz piyano eserlerini dillendiriyor. İçimden bir ses salonda dinleyenlerin sadece bizler olmadığını söylüyor. Öyle bir hava işte. Büyülü. Birkaç saniye sonra ‘acaba?’ sorusu yok oluyor. Çünkü kızımız harika çalıyor. Belki balkonda oturan, o göremediğimiz adamın söyleyeceği başka şeyler vardır, ama bizim çok hoşumuza gidiyor. İlk dört parça bittikten sonra sahneye ciddi yüz ifadesiyle bir hanım giriyor. Kızımızın hocası. Son iki parça çift piyano çalınıyor. Harika! Son notalar Küçük Salon’un hafızasında yer aldığı zaman kızımız yerinden kalkıyor ve yine salonu selamlıyor. Eskisi gibi çıt yok. Öyle yapmamız gerektiği söylendi çünkü! Bir de diğer sanatçı sahneye çağrılmadan salonu terk etmemiz lazım. Hiç ses çıkarmadan. Tıpkı gizli operasyona çıkmış komandolar gibi kameramı, podumu, çantamı yüklenip, eğilerek koltukların arasından geçiyorum. Operasyon tamamlandı. Kazasız belasız Küçük Salon’u terk ettik. Hemen girişte kutlamalar, sevinç fışkıran gözler. Yok canım, sessizce salonu terk etmeyi başardığımız için değil. Kızımız harika bir iş çıkardığı için. Birazdan o da yanımıza geliyor. Tebrikler…. Tebrikler….

Az sonra hocasının balkondaki adamın sözlerini nasıl aktardığını öğreniyoruz:

– Необыкновенная манера исполнения!

Genç kızın annesi merakla bir kızına bir bana bakıyor. Acaba söylenen ne anlama geliyor diye. Rusça öyle bir dil ki aynı cümleyi farklı telaffuz edebilirsiniz. Birini kuru kuruya, diğerini duygusu ile. Tamamen farklı anlamlar çıkar. Işte öyle bir durumla karşı karşıyayız. Aslında ‘Alışılmadık bir icra’ diye çevirilebilecek bu cümlenin anlam yükü çok farklı: ‘Eşi olmayan, harika, alışılanın dışında’.

19 mayıs, saat 15.00 civarında Bal Ertürk altı yıldır eğitim gördüğü Çaykovskiy Konservatuarı devlet bitirme sınavını başarıyla geçti. Ben de oradaydım, gördüm ve dinledim. Yakında diploma töreni olacak. Yine gideceğim. Fakat bu sefer salonda boş yer olmayacağına eminim.

Share Button