Yas sıcağında “Moskova yılbaşı anıları” serinliği!

Aysun YANGIN, Rusya’ya ayak bastığı ilk günlerden bugüne deneyimlerini, anılarını paylaştığı dizinin son yazısıyla seriyi noktalıyor. Güncel yazılarını sizlerle zaman zaman paylaşmaya devam edecek:

“Moskova’da sıcaklığın 30 dereceye ( evet evet tam 30 derece ) çıktığı ve Dünya Kupasının tüm heyecanıyla sürdüğü şu günlerde kıştan kalan son anımızı da biraz serinlemek adına sizlerle paylaşıyorum. Moskova’da çılgın bir yılbaşı :)

İstanbul’daki evimiz 43 metrekare. Bu küçücük evin içerisine o kadar kısa sürede ne anılar sığdırdık biz bile şaşıyoruz. Yaklaşık 17 metrekare olan salonumuza koltuklar ve mutfakla birlikte 22 kişi sığdırmışlığımız var :) Kalabalık aileden gelmiş insanlar olarak çevremizde sürekli birilerinin olmasına o kadar alışmışız ki ilk zamanlar burada da aynı şeyi beklediğimizi söylemeden edemeyeceğim.

İstanbul’da kalabalık kutlamalardan, Rusya’da ki kısmi yalnızlığımıza geçişimiz çok hızlı olmadı aslında.

Eşim ve ben St.Petersburg’da çok güzel arkadaşlıklar edindik. Sanki yıllardır tanışıyormuşuz samimiyetiyle sıcacık iletişimler kurduk. Sanırım hepimizin ihtiyaç duyduğu şeyde kurduğumuz güzel ilişkilerdi. Harika bir yılbaşı geçirdik mesela. Petersburg’da bu kadar eğlendikten sonra Moskova’da da hunharca eğlenelim çok istedik. Fakat buradaki en yakın arkadaşlarımız olan iki ailenin de o gece için başka planları vardı ve biz nihayet Moskova’ya yeni taşınmış bekar bir aile dostumuzu bizimle akşam yemeği yemesi için kandırdık. :) Yemekten sonra misafirimizin yeni tanıştığı bir kız arkadaşıyla buluşmak üzere birlikte Kızıl Meydana gittik. Sizin ne işiniz vardı demeyin. Gece yarısına kadar peşlerinden ayrılmayız :)
Meydan o kadar kalabalıktı ki kızla birbirimizi bulmamız tam yarım saat sürdü. Kızı görünce hissettiğim “Aman Allahım o nasıl bir güzellik, insan bu kızı gördükten sonra güzelim demeye utanır”dı. Ayrıca benim üç kat giyindiğim akşam için bu güzel hanımefendi, topuklu ayakkabılar ve başında ince yöresel bir başörtüsüyle gelmişti. Benim ayağımda kış için üretilmiş kaba görünümlü botlar, kafamda kendimi o anda ibiş gibi hissetmemi sağlayan bere ve nereye saklayacağımı şaşırdığım eldivenlerim vardı. Ama yinede kıza gıcık olamadım, öyle güzeldi yani.

Bu kadar kalabalık bir gurubun içerisine girmeyi maalesef İstanbul’da olsak göze alamazdık. Moskova’da -ilk başta düşüncesi beni korkutsada- hiçte korktuğumuz gibi olmadı. Herkes kendi halinde, meyve sularının içerisine konmuş votkalar, patlatılan şampanyalar ve bolca maytap. İnsanlar birbirine gülümsüyor ama kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Ne hareketleriyle ne de bakışlarıyla. Ben bu hissi en son “Gezi”de yaşamıştım. İkinciside buraya kısmetmiş.
Ayrıca Moskova, Rusya’nın diğer şehirleri gibi yılbaşına aylar öncesinden hazırlanmış. Süslenen çam ağaçları, Kızıl Meydan da kurulan panayır, konserler, 3 gün boyunca kapatılan ve çeşitli eğlenceler düzenlenen Tverskaya caddesi ile günlerce eğlenmemek imkansız. Yani yılbaşında Moskova’da eğlenememek tamamen şansızlık. :)

Yinede sevdiklerine bir nefes uzaklıkta olduğunu bilmenin verdiği huzur başkaymış gerçekten. Bazen burnumuzun direği epey sızlıyor. Bazen insan kendini “Black Mirror”un bir bölümündeki gibi, bir programcı tarafından yazılmış bir oyunun içine hapsedilmiş gibi hissediyor. Ama sonuç olarak bir yerde mutlu olmak için yapılacak ilk şeyin, orayı sevmek olduğunu ve bunun bizim seçimimiz olduğunu biliyoruz. Burada edindiğimiz tecrübeleri, buranın kültürünü, insanlarını ve soğuk iklimine rağmen hissettirdiği sıcacık duyguyu dünyanın neresine gidersek gidelim hep hatırlayacağız.

Share Button