AYSUN YANGIN’ın kaleminden: Yeni ufuklara yelken açıyoruz! Arabayla Türkiye’ye yapacağımız seyahatimizden önce Rusya’daki ilk arabamızla (daha doğrusu bugüne kadarki ilk arabamızla) yaşadığımız günlerden bahsedeyim istiyorum. Ayrıca seyahat notlarını da detaylıca paylaşacağım.
Rusya’da araba alacaksanız, lütfen eşim gibi akşam elinizde bir arabanın anahtarıyla gelmeyin. Hele ki o araba bir gün öncesinde gezdiğiniz galeride eşinizin en hoşuna gitmeyen arabaysa hiç girmeyin o işe. Çünkü pisişik güçlerimizden midir bilmem çok arıza çıkarıyor benden söylemesi. 
Ailecek ilk arabamız neydi diye hatırladığımda babamın araba seçmedeki şanssızlığı gelir aklıma. İlk arabamız kötü bir Murat124’tü. Ben ilkokula gidiyordum ve İstanbul’da Beykoz’un Öğümce köyünde oturuyorduk. Şimdiki halini bilmem ama o zamanlar oturduğumuz evden ana yola çıkabilmek için bana çok uzun gelen bir topraklı yolu yürümek zorundaydık. Tabi bu yol, kışın küçük süs havuzlarını aratmayan yükseklikte çukurlarla doluydu. Bir gün babam Murat124’ü ile bizi servise bineceğimiz asfalt yola götürüyordu ve araba bizim dizimize kadar gelen bir su birikintisinin tam ortasında duruverdi. Babamın daha önce belli periyotlarla çeşitli arızalar çıkarmış olan bu arabaya olan sinirini hiç unutmuyorum. Bizi kucağına alarak arabadan çıkarmıştı. Daha sonrasında (arabayı sattıktan sonra) gülerek “İnip arabayı taşlamayı düşündüm” demişti. Bu bizim ilk ve son arabamız oldu. Babam bir daha traktör ve motorsiklet dışında hiç bir motorlu araca yanaşmadı. Uzun yıllar o asfalt yola, servisteki arkadaşlarımızın “ Red Kit’in Arabası” adını verdikleri traktörün dört tarafı ahşap kaplı römorkunda gittik.
İşte bende eşimin getirdiği bu sürpriz arabayı bazen taşlamak istiyorum. Bu da özellikle uzun yollarda “cikcikcik” öttüğü ya da ABS sistemi arıza verdiği, ne bileyim orası burası ayrı tıkırdadığında geçiyor içimden. Tabi bunda arabamızın 2009 model olmasının da etkileri var. En son ABS sistemi çalışmadığı için hız göstergesi de koyverdi kendini. Araba, uyarı ışıkları konusunda disko topuna döndü.
Sonradan anladık ki, araba alırken yaşı çok önemliymiş. Hele ki Rusya gibi soğuk bir memlekette. Ayrıca dört çeker bir araba olması kış günlerinde daha kullanışlı oluyormuş. Sonra Rusya’da en çok tercih edilen arabaları almak, satmakta da kolaylık sağlıyormuş. En önemlisi bazı galeriler sizin bozuk arabanızı en uygun fiyata alıp, çalışmayan tüm orijinal parçaları dandikleriyle değiştirip bir başkasına nispeten iyi bir fiyata satıyormuş. Hepsi için aynı şeyi diyemeyeceğim belki ama arabada iyi bir tamirci bulmadan babama bile güvenmem artık. Gerçi mevzu otomobilse babam da pek şanslı değil zaten.
Kendisi harika bir elektronikçidir ama araba konusunda basireti bağlanıyor sanırım. 
Araba giderken “cikcik” ötüyorsa yürür aksamında bir sorun vardır. Balatalar kalitesiz olabilir, lütfen değiştiriverin, çok pahalı değil zaten. Fakat ABS hatası veriyorsa direkt satın. Kurtulun o arabadan. Önce kablolarına bakacağız bunun için 5000 ruble vermelisinizle başlıyor, en son ABS kiti problemli olabilir bir açıp bakmak lazım 3000 ruble, tamir edilemiyorsa değiştirmek lazım 60.000 ruble. Bence biz anahtarı verip kurtulalım bu çileden.
Tabiki bu değişiklikten sonra da sorunun çözüleceğine garanti vermiyorlar. Bu dişiniz ağrıdığında dişçinin çürük dişi bulmak için deneme yanılma yöntemiyle diğer sağlam dişlere de kanal tedavisi yapıp, üzerine kaplama yapması gibi bir şey bence.
Elbette bu yorumlar, biz henüz arabası olan bir çift olmaya alışık olmadığımız için böyle. Meğerse her araçta böyle ufak tefek şeyler olması normalmiş. Önemli olan iyi bir tamircin olması. En az dişçi kadar önemli. Neyseki sonuç olarak problemin sensörlerde olduğunu iddia eden bir tamirciye güvendikte sorunu 3000 rubleye çözüverdik.




